
GÜLÜMSE ÇEKİYORUM
Seher vakti, gün ağarırken karanlık yerini aydınlığa bırakıyordu. Pencereyi doğayla uyumlanmak ve tertemiz havayı solumak niyetiyle açtı. Evin havasız ortamı, yerini çisil çisil yağan yağmurun taze kokusuna bırakmıştı şimdi. Havasız oda ferah bir ortama dönüşmüştü bir anda. Miss gibi toprak kokusu eşliğinde odasını toparlamaya, masasını düzenlemeye koyuldu Elif.
Aydınlığın karanlıkla, düzenin dağınıklıkla, yer değiştirmesi gibi, insan hayatında da uyum uyumsuzlukla yer değiştirdiğinde hayatının havası değişiyordu.
Yatağını toplarken yapılacak ne çok iş var diye düşündü. Camlar ve koltuklar silinmeyi bekliyordu. Eskiden olsa her şeyi aynı anda yapmaya çalışırken dağılır ve hiçbir şeye yetişemezdi. Zamanla "tam ve eksiksiz" olmaya çalışırken enerjisinin tükendiğini görmüş, insanı asıl yoranın “her şeye yetişmeye çalışmak” olduğunu fark etmişti. “Sakin ol, acele etme, kıvamı kaçırma” diye tekrar ederken buldu kendini.
Asıl marifet, büyük adımlarda değil, küçük ama sürekli adımlarla ilerleyebilmekteydi
Masasını toparladıktan sonra, yarım bıraktığı kitabını kaldığı yerden okumaya devam etti. Başını kitaptan kaldırdığında hayatta problemlerin hiç bitmeyeceğini biliyordu. Kendini, “En doğru ve güzel olana bilincini ver” diyerek motive etti. Okudukları bazen haz veriyor bazen canını acıtıyordu. Ancak bu acıların, toplamda kendisini daha iyi bir yere taşıyacağını öğrenmişti artık.
Dün sabah ailesiyle yaptığı o huzurlu kahvaltıyı hatırladı ve normalleştirdiği güzellikler üzerine düşündü. Sağlık, aile ve huzur sanki her zaman olması gereken birer “hak” gibi geliyordu insana. Oysa varken kıymetini bilmediğimiz her şey, yokluğun ölçeğinden geçtiğinde gerçek değeri anlaşılıyordu.
İnsan, görmeyen birine şahit olduğunda gözünün şükrünü; sesi kısıldığında konuşabilmenin kıymetini anlıyordu.
Akşamüzeri çıktığı yürüyüşte otobüs durağındaki insanları izledi. Kimi otobüse binmeye çalışıyor, kimi inmek için uğraşıyordu. Otobüs durağı adeta koca dünyanın küçültülmüş numunesiydi. Kaçırdığı otobüsün ardından koşarken soluk soluğa kalan bir adamı gördü sonra. Adam o yorgunlukla olduğu yere çökmüştü. Önce üzülmüş ama sonra tebessüm ederek beklemeye devam etmişti. Adamın bu davranışı olaylara verdiğimiz tepkileri düşündürmüştü Elif’e.
Aslında başımıza gelen olaylara acı ya da haz anlamını yükleyen bizim iç dünyamız değil miydi?
Kaçırılan otobüsten hayıflanmaya devam ekmek yerine tebessüm etmek, olanları kişisel isteklerin süzgecinden geçirmeden, olduğu gibi kabul edebilme becerisiydi.

Eve döndüğünde kitabını kaldığı yerden okumaya devam etti .” İnsanı asıl yoran yaşadıkları değil, zihninde büyüttüğü olumsuz zanları ve bir türlü vazgeçemediği eski alışkanlıklarıdır” yazıyordu sayfanın başında. Elif artık öğrenmişti insanın yanlış bir alışkanlıktan vazgeçebilmesi için kendine uzaktan bakabilmesi gerekiyordu.
İnsan başına gelenlere verdiği tepkileri dışarıdan bakan bir gözle görseydi yine de somurtup hayıflanır mıydı acaba?
Sever miydi çözüm için harekete geçmek yerine, şikâyet edip, söylenen halini?
Yoksa otobüs durağındaki adam gibi davranmayı mı seçerdi? Bir sonraki otobüsü zaten bekleyeceksek, somurtmaya gerek var mıydı gerçekten?
İnsan, daha iyi olmak için çabalayıp, o yolda samimiyetle yürüdüğü müddetçe, yanlışlarının olması sorun değildi. Sonuçlar istediği ve beklediği gibi olmasa bile tebessüm edebilmek, hatalara, tökezlemelere, engellere rağmen yola şevkle devam edebilmek bir seçimdi. Hayatımız neye rağmen neyi seçtiğimize göre şekilleniyordu zaten. Ve bu yolculukta hayat insana sanki “gülümse, çünkü her halini çekiyorum” diyordu. Zaten habersizken çekilen fotoğraflarda güzel çıkanlar hep gülümseyenlerdir değil mi?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 19 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
