BAŞI BOŞ HAYATLAR

BAŞI BOŞ HAYATLAR

BAŞI BOŞ HAYATLAR

3 dk okuma

Yaz mevsimi elveda derken sonbaharın ilk günleri yaşanıyordu. Akşam olmuş, hava serinlemişti. Sevgi, ayaklarının üşüdüğünü fark etti. Koltuktan kalkıp ayağına bir şey giyse iyi olurdu. Bitkin halde tavanı izliyor ve gelecek günleri düşünüyordu. Yarın pazartesiydi ve yine iş başlıyordu. Kendini hazır hissetmiyordu. Hafta sonu hafta içinden daha çok yoruluyordu.

"Neden?" diye sordu kendi kendine. Tüm hafta sonu neler yaptığını detaylıca düşündü. “Yapma Efe, gitme Efe, koşma Efe, elleme, düşeceksin Efe...” Peki ya sonuç? Efe içeride her gün yenisi eklenen oyuncaklarını parçalamakla meşguldü. Aldırırken çok aşırı isterken sonrasında yine aynı hırsla ağlayabiliyordu. Sevgi ise bu doyumsuzluk karşısında sadece nefes almaya çalışıyordu. Oğlunda hiç otoritesi kalmamıştı; sözü ona hiç geçmiyordu.

Eşi vefat ettikten sonra Sevgi oğlunun üstüne daha çok titremişti. Pencereleri açtırmaz; çocuk tırmanır da düşer diye korkardı. Belki üşür diye evi sıcağa boğardı. Annesi bir gün dayanamayıp, "Aman Sevgi, bu çocuk kuş mu ki pencereye tırmanıp uçup düşsün? Üstten açıyorum kızım. Biraz hava alalım" dediğinde bile korkuları onu sağlıklı düşünmekten alıkoyuyordu.

Sevgi’nin davranışları mantık sınırlarını çoktan zorlamıştı. Korumacılığı arttıkça Efe’yi daha da tetikledi. Efe'de bitmek bilmeyen isteklere yol açtı. Daha büyük bir araba, daha çok top, daha değişik bir oyuncak... Bu imkanlarla onu tatmin edemediği gibi yaramazlıkları da baş olmuyordu. Bahçedeki karıncaları yuvasında rahatsız ediyor, kedilerin kuyruğuna basıyor ve bunun gibi dengesiz davranışlar. Ne yapacağı belli değildi. Bir profesyonele başvurayım demişti. Bu sefer de randevu gününde Efe’yi evden çıkaramamıştı.

Sevgi Efe’nin dışarıda ahlakının bozulmasından endişe eder; onu sokağa çıkarmıyordu. Ona göre odasında bilgisayar oyunları oynaması daha güvenliydi. Hem zaten onu dışarıda kontrol edemiyordu; sağa sola saldırıyordu. Bazen başka çaresi yokmuş gibi hissediyor, biraz kafayı dinleyeceğim diye bilgisayar oyununa izin veriyordu. Mikrop kapmasın, taşkınlık yapmasın diye sokağa çıkarmadığımız; eksik hissetmesin diye her şeyin fazlasını aldığımız ve yorulmasın diye sorumluluk vermediğimiz o çocuklardan biriydi Efe.

Deneyimlemesi gerekeni deneyimlemeyen çocuklar, deneyimlememesi gerekenleri deneyimler.

Hayatta her boşluğun yerini başka bir şey doldurur. Efe’de de o boşluk, sabırsızlık ve doyumsuzluk dolmuştu. İstediği olmayınca aşırı tutturuyor, inatlaşıyordu. Sevgi bazen sınır koymak istiyor ama Efe aşırı tepki veriyordu. Artık ne yapacağını bilemez haldeydi. Az önce yine inatlaşmış ve savaşı yine Efe kazanmıştı. Konsolu aldığı gibi odasına koşmuştu. Anlık çözümleri anlık konforunu arttırsa da yaşam konforunu bozmuştu.

Sevgi koltuktan nihayet kalkabildi. Ayağına bir şeyler geçirip ortalığı toparlamaya devam etti. Büyük bir yanlışın içinde olduğunun içten içe farkındaydı ama hala birçok şey belirsizdi. Nereden başlayacak, doğruyu nasıl bulacak bilmiyordu. İçini kime dökse “Sana demiştik.” diyecekti. Onu kınamayacak birine danışmalıydı…

Her anne baba çocukları için en iyisini ister. Peki iyi olan nedir? Onun beğenisini, sevgisini, saygısını veya ilgisini kazanmak mı? Peki neden öyle olmuyor? Gerçek olan, ona beğeneceği şeyi değil ihtiyacı olanı vermek. Bunun için çoğu zaman sakınmak gerekir. Çocuk olsun, yetişkin olsun insanın çoğu zaman ihtiyacı olan şey sakınmaktır. Çocuklar hazzı oyuncak gibi somut şeylerde arar. İhtiyacından fazlasından sakınamadığımızda kıvam bozulur. Mizaç olarak da hazza meyilli bir çocuksa işin içinden çıkmak zorlaşır.

Problem büyümeden dengeyi kurabilmek gerekir.  Çocuklar bilmediği için bizler onlara sınırları öğretiriz. Sınırların olması konfordur. Yemek yemeyi abartmazsak gece rahat uyuruz değil mi? Ebeveynler deneyimlerini onlara yaşatırlar. Çocuk bunu zamanla öğrenir; otoriteleri olmadan bunu yapamazlar. “Başı boş” dediğimiz deyim tam da budur… Ebeveynlerin sorumluluğu, çocuklar olgunlaşıp hayatının otoritesini eline alana kadar onlara otorite olmaktır. Efe'nin de en önemli ihtiyacı buydu… Ne yazık ki insan yanılır ve yanıldığının farkına varmaz…

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (7)

  • Merba dedi ki

    19 Eylül 2026

    Hepimizin tekrar tekrar okuması gereken, duvara asmalik cümlele dolu bir yazı olmuş. "Çocuklar bilmediği için bizler onlara sınırları öğretiriz. Sınırların olması konfordur." 👌

  • Güner Tozkoparan dedi ki

    19 Eylül 2026

    Birçok anne babanın içinde bulunduğu durum bu gerçektende. İnsan doğru yöntemin ne olduğunu bilmediğinde iyilik yaptığını zannederken en büyük kötülüğü kendisi yapabiliyor en sevdiklerine.

  • Beyza Nur dedi ki

    19 Eylül 2026

    İhtiyacın fazlasından sakınamadığımızda kıvam bozulur...

  • Arzu dedi ki

    19 Eylül 2026

    İnsan gerçeği bilse bile bazen o gerçeği uygulamakta zorlanıyor. İnsanın tuzağı bazen çocuğunun göz yaşına yüreği dayanamadığı, bazen baba veya ebeveyn eksikliğini hissettirmemek için olabiliyor. Çocuğun gerçekten ihtiyacı ne bunu görebilmek çok kıymetli. Emeğinize sağlık 🌻

  • Dilek dedi ki

    19 Eylül 2026

    Harika bir anlatım.. Emeğinize elinize dilinize sağlık...

  • hayrish dedi ki

    21 Eylül 2026

    Denge olan herşeyde konfor var teknolojide de böyle ama fazlası olduğunda maalesef ki annelerin kafa dinlediğini çocukların da arkadaşı olduğunu zannettiği bir durum ...

  • A.B dedi ki

    21 Eylül 2026

    Bizler sınırları engel gibi gördük ama aslında sınırlar yaşamı konforlu hale getirir. Günümüzde çok ihtiyaç duyulan bir yazı. Çok teşekkürler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.