Parlak bir ten, hafif pembe yanaklar ve pürüzsüz bir görünüm… Ergenliğin sivilce sorunlarıyla boğuşan Ceren için eksikliğini duyduğu şeylerdi… Nasıl da bebek gibi cildi mayın tarlası gibi akne yuvasına dönmüştü… Cildinin toparlanmasını o kadar arzuluyordu ki… Ama bu sonucun sebepleri olduğu gibi çözümün de sebepleri vardı… O da gerekli çözümleri için her şeyi yapmaya razıydı? Ama hangi “Her şey” ? Anlık çözüm için olan “Her şey”… Kimyasal ürünler, vitaminler, hormonlar, kremler, kapatmak için fondötenler…
Ceren, vaktini ve parasını bu ürünlere harcamaktan çekinmiyordu. Anne ve babası da ona kıyamıyor, genç kız ne de olsa deyip onu olabildiğince finanse ediyordu. Yeni bir ürün çıkmış ama çok pahalı; bir şekilde babası ikna ediliyordu…
Ne kadar çabalarsa çabalasın aynadaki görüntü değişmiyordu. Hatta sorunu giderek büyüyordu. Kullandığı vitamin ilacı karaciğerini bozmuştu. İlaca ara verdi doktoru. Cildi eskisinden kötü görünüyordu; ilaçlarla çok kurumuştu, kabuk gibi dökülüyordu…
Bir gün yine aynanın karşısında saçlarını öne atıyor ve yüzünü saklamaya çalışıyordu. “Keşke bu bir kâbus olsa ve sabah uyansam hepsi geçmiş olsa…” diye mırıldanırken teyzesi aralık olan kapıya tıklamıştı…

– Gelebilir miyim?
– Teyze… Sen ne zaman geldin?
– Az önce. Sana sürpriz yapayım dedim ama sanırım şu an pek zamanı değil.
– Olur mu? Gel lütfen.
Teyze yeğen sarıldıktan sonra sohbete başladılar. Nida’nın elinde büyümüştü Ceren. Yeğenine düşkündü. Büyüyen yanlışların farkındaydı ama elinden bir şey gelmiyordu. Ablası Ceren’i çok şımartmış, ona sınır koyamamıştı. Nida, ablasını uyarınca da sinirleniyor, ona çok rahat sınır koyabiliyordu. Nida uzaktan gidişatı seyrediyordu. Küçükken masum bir kedi gibi kucağına sokulan yeğeni bugün şikâyet eden, mutsuz, sevimsiz birisine dönüşmüştü. Nida yine de ümidini kesmemişti:
– Cerencim, saçların çok güzel uzamış görmeyeli.
– Keşke cildim de güzel olsaydı.
– Nasıl ki saçların bir günde bu kadar uzamadı, sivilceler de bir günde olmaz.
– Nasıl yani? Ama sabah bakıyorum bir sürü yeni sivilcem olmuş.
– Cerencim, işler öyle bir noktaya gelir ki o saatten sonra çığ gibi büyür. Barajın kapağının açılması gibi de düşünebilirsin. Olmaz, olmaz ama insan yanlışlarını yapmaya devam ederse patlar.
– Biliyorum. Hep cips yediğim için. Ama arkadaşlarım da yiyor; onların yok.
– Sadece o sebeple değil çünkü; bu bir düzen. Birçok yanlış bir araya gelerek problemler meydana gelir. Herkes yanlış seçimler yapar ama kim yanlışında ısrar ederse, yanlışına başka yanlışlar eklerse artık onu koruyacak şeyler ortadan kalkar.
– Kola da içiyorum. Evde değil daha çok dışarıda yiyorum. Kahve çok içiyorum. Biliyorum aslında. Ama gözümde çok büyüyor; hepsinden bir anda nasıl kurtulabilirim bilmiyorum. Cesaretim de kırıldı. Artık doktor ilacı da bıraktırdı. Kapatıcılar da yalan, farkındayım.
– Aferin sana. Yanlışlarınla yüzleşmen, onları kabul etmen çok kıymetli.
– Vazgeçemesem de mi?
– Evet… Bir kere doğru kapıdasın. Sonrası gelir zamanla.
– Ne kadar zaman teyze? Çok yoruldum.
– Yavaş yavaş… Saçların gibi… Bizler çok acele ediyoruz; çünkü beğenilmek istiyoruz. Bu normal. Ama istediğimiz sonuç için zamana ihtiyaç var; bu da normal. Bir de tabi hareketi başlatmak gerekiyor, böyle bizim gibi otururken olmaz. Hadi kalkalım, biraz hava alalım, yürüyelim beraber…
– Teyze yaaa. Dışarısı çok soğuk ama…
– Tamam. Peki nereden başlayalım? Bir yerden başlaman lazım.
– Neye?
– İyileşmeye. İyileşmek bir bütündür. Önce sağlığına toptan iyi gelecek alışkanlıklara ihtiyacımız var. İstersen sen bunları bir düşün?
Bir süre sonra Nida ablasıyla camın kenarında kahvelerini içerlerken Ceren saçlarını toplamış bir şekilde içeri girdi:
– Annecim, teyzemi biraz çalabilir miyim?
– Tabi. Nereye?
Nida da şaşırmıştı. Ceren’in onu anlamadığını düşünmüştü.
– Teyzemle biraz dolaşacağız. Bugün evden çıkmadım, onun bahanesiyle biraz hareket ederim.
– Sen? Bu havada?
– Evet…
Nida ve Ceren yarım saat dolaştıktan sonra yüzleri soğuktan yanmış bir şekilde eve geldiler. İkisinin de yüzü üşümüş olmasına rağmen tebessüm içindeydi…
Bir yanıt yazın