YENİDEN BAŞLAMAK

Uzun süren bulutlu günlerin ardından nihayet güneş yüzünü göstermişti. Gün ışığı, günlerdir açılmayan stor perdenin ince aralıklarından sızarak odanın içine ulaşmaya çalışıyordu. Güneşin sızmaya çalıştığı bir yer daha vardı, Sibel’in gözleri. Ancak Sibel, günlerdir gözlerini dünyaya açmak istemiyordu. Kendi duyabileceği kadar kısık bir sesle, “Uyuyup birkaç yıl sonra uyanmak istiyorum,” diye mırıldanıyordu.

Erkek arkadaşı Yüksel ile ayrılalı iki hafta olmuştu ve Sibel bu süre zarfında adeta hayata küsmüştü. Perdeleri kapalı odasında, dış dünyadan kopuk bir halde uyuyarak geçiriyordu zamanın çoğunu. Onu dışarı çıkarmaya çalışan arkadaşlarına “biraz zamana ihtiyacı olduğunu” söylüyor, yemek yemek için bile yataktan kalkma gereği duymuyordu. Annesinin en sevdiği kabaklı gözlemesini bile sadece bir ısırık alıp bırakmıştı.

Müze Haline Gelen Bir Oda

Sibel’in odası artık yaşayan bir yerden çok, bir hatıra müzesine dönüşmüştü. Komodinin üzerinde Yüksel ile olan fotoğrafları hâlâ duruyor, makyaj masasını ilk buluşmalarında alınan kurumuş çiçekler “süsleyeceği yerde” ağırlaştırıyordu. Yastık yüzü olarak Yüksel’in bir tişörtünü kullanıyor, ona zorla aldırdığı peluş oyuncağa sarılarak uyuyordu. Arkadaşlarına, “Onu her an yanımdaymış gibi hissetmek istiyorum,” diyordu. Arada bir aile büyükleri geldiğinde salona çıkıp sosyalleşse de odasına döndüğü anda o anılar girdabı onu yeniden içine çekiyordu.

İş Hayatı ve Gerçekler

Yıllık izni bitmiş, iş başı vakti gelmişti. Yataktan çıkmak o anılarını ve aşk acısını odada bırakmak Sibel’e çok zor geliyordu. Ancak kariyeri için bu iş çok önemli bir basamaktı. İşe gidiyordu gitmesine ama zihni hâlâ geçmişte asılı kalmıştı. Yol boyunca Yüksel ile olan anıları onu takip ediyor, servis aracı tam da terk edildiği bankın önünden geçerken boğazına bir düğüm oturuyordu.

Sibel normalde yöneticilerinin çok memnun olduğu, parlak bir çalışandı. Fakat bu izin dönüşünde bir şeylerin ters gittiği herkesçe fark edilmişti. Göstermesi gereken performansın çok uzağındaydı. Kendini geliştirmeyi seven, zinde beklenen o genç kadın gitmiş; yerine umutsuz ve donuk bir Sibel gelmişti.

“Kıvamı Yakalamak”

İşe başlayalı bir hafta olmuştu ki yöneticisi Kazım Bey onu odasına çağırdı. Kazım Bey, çalışanlarıyla yakından ilgilenen, samimiyete ve deneyime değer veren bir liderdi. Sibel önce anlatmakta tereddüt etse de Kazım Bey’in içtenliği karşısında daha fazla dayanamadı. Erkek arkadaşından ayrıldığını ama anılarından ayrılamadığını, adeta bir yoksunluk krizi içinde olduğunu anlattı.

Kazım Bey onu sessizce dinledikten sonra bir soru sordu: “Peki Sibel, sen yeni hayatına adapte olmak için ne kadar emek harcıyorsun? Sana değer veren bir ailen ve harika bir işin var. Yaşadığın bir problem için tüm geleceğini ve zamanını kaybetmene değer mi? Mesele Yüksel değil aslında, mesele senin kendine verdiğin değer.”

Sibel, bir öğretmenini dinleyen mahcup bir öğrenci gibi yere bakarken, Kazım Bey asıl can alıcı noktaya değindi:

“Hayatta kıvamı yakalamak çok önemlidir Sibel. Eğer hayatındaki bir role (sevgili rolüne) çok yoğunlaşırsan, bu hayatının diğer tüm alanlarını zehirler. Zamanla hiç istemediğin birine dönüşürsün. Şimdi toparlanma vakti. Ama önce, sana onu hatırlatan her şeyden kurtulmalısın. Odandaki eşyaları çıkar, ortak arkadaşlarınla görüşmeye ara ver ve yeni yerler keşfet.”

Yeni Bir Mevsim, Yeni Bir Başlangıç

Kazım Bey konuşmasını bitirirken Sibel’e kariyeri için dönüm noktası olacak yeni bir projenin liderliğini verdiğini de müjdeledi. Artık başını kaşıyacak vakti olmayacaktı. Sibel o ana kadar anıların içinde kalırsa acısının hafifleyeceğini sanmıştı; oysa asıl çözüm, o anılardan çıkıp hayatın içine karışmaktaydı.

Yeni projenin heyecanıyla işe koyulduğunda mevsim de değişiyordu. Bahar, o taze kokusuyla kendini hissettirmeye başlamıştı. Sonbaharda kupkuru olan o en sevdiği kiraz ağacı, şimdi pembe çiçeklerle bezenmişti.

Doğa bize en büyük dersi veriyordu: Hayat, her zaman yeni başlangıçlarla doluydu. Yeter ki çiçek açmak için doğru zamanın geldiğine inanalım.

“YENİDEN BAŞLAMAK” için 6 yanıt

  1. Md avatarı
    Md

    İnsanı sakınmada zorlayan şeylerden birisi sakınmaya çalıştığı şeyi hatırlatan şeylerden de uzaklaması gerektiğini görememesi… Olmazsa olmazı sakınmanın.. Onu görünce zaten pencereden ışık doluyor sanki:)

    Loading spinner
  2. Merba avatarı
    Merba

    İnsan çoğu zaman meşguliyetinin fazla olması daha şikayet eder ama öyle zamanlar gelir ki yapacak bir iş olmadığında asıl sıkıntıların başladığına şahit olur. O yüzden çalışmak iyidir 🙂

    Loading spinner
  3. Hayrish avatarı
    Hayrish

    Hayatta kıvamı yakalayamadığımız her yerde problem yaşıyoruz aslında.

    Mesele abarttığımız yerlere tekrar dönüp oraları dengeye getirmek o zaman bir çok şey keyifli olmaya başlıyor 🙂

    Loading spinner
  4. Hüsna avatarı
    Hüsna

    Hayatın her yerinde kıvam..
    İnsanın üzüntüsü de sevinci de kıvamında olmalı

    Loading spinner
  5. Arzu avatarı
    Arzu

    Eğer o süreçten çıkmayı başaramazsa insanı oyalayan bir süreç… Aylar, yıllar belki bir ömür oyalayabilir. Sonrası ise pişmanlık… Bu nedenle yeni sürece uyumlanabilmek çok önemli. Hayattan vazgeçmemek gerek. Çok kıymetli bir yazı insanı nerelere götürüyor. Teşekkürler 🌻✨

    Loading spinner
  6. Sezen B. avatarı
    Sezen B.

    Her yerde kıvam kıvam kıvam … Nasıl da her şey her şeyle ilişkili kıvamı bozunca bütün dengeler bozulmaya başlıyor…

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner