ŞİFAN YANI BAŞINDA

“Ben evde mevde durmam Kerem. Yatmadan yatmaya… Gündüzü, akşamı hep bir planım olur. Oğlum, niye boşandık sanıyorsun? Oh be, özgürlük varmış.”

“Bora, oğlum abartmıyor musun? Birazcık kendine vakit ayırsana. Tamam, olan oldu, boşandın ama yaşadıkların üzerinde bir düşünsen, deneyim çıkarsan daha iyi olmaz mı? Yani hep suçlu Nesrin olamaz değil mi?”

“Oğlum ne düşünmesi ya! Hem kendi kendimle ne yapayım, can sıkıntısından başka? Anı yaşayacaksın. Yenge kızmasa seni de alır götürürdüm de… Neyse, bari aile saadetinizi bozmayayım ha ha ha!”

“Ben ne diyorum oğlum, sen ne diyorsun”

Artık başka yönlere bakar olmuşlardı Kerem ve Bora. Aslında onlar çocukluk arkadaşıydı. Beraber üniversiteyi okumuş, beraber işe girmişlerdi. Kerem çoluk çocuğa karışırken, Bora boşanalı birkaç ay olmuştu. Ayrılık sürecini yönetmekte zorlanıyordu. En büyük korkusu kendiyle baş başa kalmaktı. Eğer öyle olursa yaşadığı sıkıntılarının sebebinin başkaları değil de kendisi olduğunu fark edebilirdi. İçten içe gerçeği biliyordu ama yüzleşme ihtimali bile onu öfkelendiriyordu… Yüzleşmeye gücü yoktu. Ama bu kaçış ona yol aldırmıyordu. Yine gerçeklerden kaçtığı için evlenmişti, mutlu olacağını zannetmişti. Mutsuz olunca da sebebi eşinde görüp ayrılmıştı. Kaçmaya devam ediyor ve sadece gününü kurtarmaya çalışıyordu.

Bora’nın avantajlı yönleri vardı. Hızlı ilişki kurmayı beceren, insanlarla vakit geçirmekten hoşlanan biriydi. Bu yönü ona çokça arkadaş, farklı çevreler kazandırmıştı. Tek başına hareket etmekten hoşlanmazdı. Mutlaka yanında birileri olurdu. Ama bu özelliği ona zarar verecek yöne kaymıştı bir süre önce.  Eğlenmek, gezmek tozmak dendi mi insanın aklına Bora gelirdi. Ancak ilişkilerinde derinlik kurmakta zorlanıyordu. Bu da onu bir ilişkiden başkasına savuruyor ve ilişkilerini de kendini de tüketiyordu.

Bora her şeye rağmen çok sıkılıyordu. İçinde sürekli baş etmek zorunda kaldığı bir acı hissediyordu. Çözüm arıyordu ve bu hareketli, arzularla dolu yaşantıyı sürdürmenin ruhsal hastalığına şifa olacağını zannetmişti. Bir an boş kalsa çıldıracak gibi oluyor, sıkıntıdan patlayacak gibi oluyordu. Bazen karşısına çıkan birtakım ilaç gibi görünen şeyleri de denemeden duramıyordu. Evet şifayı yine yanlış yerde arıyordu. Madde bağımlı olması an meselesiydi.

Kerem de artık ondan uzaklaşmıştı. Bora’ya laf anlatmak her gün daha da zorlaşıyordu. O sırada onun da hayatında büyük değişiklikler olmuştu, sorumlulukları artmıştı. Babası vefat edince iş tamamen ona kalmış ve ikizlerde büyümüş dibinden ayrılmaz olmuştu. O da daha düzenli bir hayat tercih etmişti. Şirketi yürütürken bir yandan eşine ve çocuklarına zaman ayırmaya çalışıyordu. Bu sayede onların gerçek ihtiyaçlarını fark edebilmişti. Eşiyle aynı dili konuşmaya başlamışlardı. Eşi, çocukları kendi başına büyütüp yetiştirmeye çalışmıştı. Şimdi ise Kerem liderliği eline almış, dersine çalışmış, eşine stratejiler verir olmuştu. Bu süreçte de Bora’yla arası açılmıştı. Kerem, Bora ile ilgili gerçekleri daha iyi fark etmişti. Bora, ona elinde tutacak bir şey bırakmamıştı. Dinlemiyordu, “Abi canım sıkılıyor, dayanamıyorum, sen anlamıyor musun?” diyordu. Anlıyordu aslında…

İnsanın yaşadığı sıkıntılar, dozu ne olursa olsun gerçekten bir problem miydi? Şifanın kendisi, şimdi uzmanların da dediği gibi can sıkıntısındaydı. Kerem, bu bilgiyle yüzleştiğinde çocuklarının üzerinde net bir şekilde test edebilmişti. Gerçekten de onların yaşadığı öfke krizleri, şımarıklıkları gerilemişti.  Geçen yıl başlamıştı bu yolculuğa. Tablete mahkûm olan çocuklarının elinden süresiz bir şekilde tableti almıştı. Başta ağlamalar, bağrışlar çağırışlar olmuştu ve zor bir dönem geçmişti. Eşi zaman zaman annelik hisleriyle:

“Kerem bu hafta sonu bari versek, ödevlerini de yaptılar, ödül gibi olur. Sence de artık hak etmediler mi?” Hayır, etmemişlerdi. Sahte çözümler hiçbir zaman gerçeğin yerini alamazdı. Sahte kolaydır, zevkten uçurur ama sonra o çocuklar uçtuğu yerden aşağı olduğu gibi çakılır…

Kerem de eşiyle iddialaşmadan cevap veriyordu. “Olması gereken bu işte. Biz canımız sıkıldıkça ne oyunlar oynadık! Aklımıza neler neler gelirdi. Yoklukta kendimiz ürettik, kendi oyunlarımızı kurduk. Sessiz sinema, kulaktan kulağa ve dahası… Şimdiki çocuklar oyuncak var ama elinden alınca öylece kalıyorlar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yaşadıkları can sıkıntısı acısı onları öfkeli bir hale getiriyor. Yazık ki oyun kurmayı bilmiyorlar. Ne okul ne gelecek hiçbir şey umurlarında değil. Ama biraz boş kalmalarına müsaade etsek neler yapacaklar? Yeter ki biz otoritemizi koruyalım. Şu anların ihtiyacı bu. Çocuklar ebeveynlerinden otorite görmezse mutlu olmayı nasıl öğrenebilirler?”

Gerçekten de öyle olmuştu, yüzleri öfkeyle kararmıyor; mutlulukla aydınlanıyordu.  Bir senenin sonunda eline kitap almayan çocuklar kitap okumaya başlamış, evde kardeşler kendi kendilerine oyunlar kurmuş, dahası hayatla ilgili bir hedef koymaya başlamışlardı. Bir zamanlar baş edemedikleri sıkılma nöbetleri çocukların şifası olmuştu.

Çoklarının fark edemediği bir gerçekti bu. Çocuklar yetişkinlerin aynası. Onlar yetişirken yetiştiğini zanneden insanlara da bir mesaj vardır. Çok uzaklarda aradığı çözümü ise insanın çok yakınındadır. Canı sıkılan güzel insan… Müjdeler olsun, şifan yanı başında.

“ŞİFAN YANI BAŞINDA” için 17 yanıt

  1. Sezen B. avatarı
    Sezen B.

    Can sıkıntısı şifadır ve canı sıkılan insan şifan yanı başında… Bunu bilmek ne büyük konfor…

    Loading spinner
  2. Gülbahar Y. avatarı
    Gülbahar Y.

    İkizlerin elinden tablet alınmasaydı onlar da Kerem gibi olacaklardı… Geçmiş ve gelecek arasında Köprü kuduran, insanın düşündüren, kafayı açan bir yazı olmuş. 😊

    Loading spinner
  3. Kübra P. avatarı
    Kübra P.

    İnsan o cansıkıntısını doğru yönetmeye başladığında hayatındaki birçok sorun evrilmeye başlıyor.

    Loading spinner
  4. Kübra peker avatarı
    Kübra peker

    İnsan o cansıkıntısını doğru yönetmeye başladığında hayatındaki birçok sorun evrilmeye başlıyor.

    Loading spinner
  5. Secıl avatarı
    Secıl

    Sıkıntı şifadır ne hoş anlamlı bir yazı

    Loading spinner
  6. Secil avatarı
  7. Neşe Türk avatarı
    Neşe Türk

    Sahte çözümler hiçbir zaman gerçeğin yerini alamaz

    Ama kolay olduğu için en çok başvurduulanözüm

    Oyda ki yaşadıklarınızın sonucunda bi değerlendirme yapsak gerçek çözümlere ulaşabiliriz

    Loading spinner
  8. Esra B avatarı
    Esra B

    Bazen imkansızlık en güzel imkandır 💪🏻

    Loading spinner
  9. Denizkızı avatarı
    Denizkızı

    Okurken eskilere götürdü beni. Çocukken azıcık “canım sıkıldı” desek, “Sıkı can iyidir, kolay kolay çıkmaz. ” Derlerdi.. O can sıkıntısında birşeyler düşünüp üretmeye başlardık. Bebeklerimize kıyafet diker, örgü örer ve yaptığımız işlerle çok keyif alırdık. Hakikaten şifa olurdu….

    Loading spinner
  10. Özlem akt avatarı
    Özlem akt

    🌾

    Loading spinner
  11. Arzu avatarı
    Arzu

    Can sıkıntısının aslında insanı geliştirdiğini farkettiren bir yazı olmuş. “Sıkı can iyidir kolay çıkmaz” sözü nerden çıkmış şimdi daha iyi anlıyorum. Teşekkürler 👏🌻✨

    Loading spinner
  12. Hüsna avatarı
    Hüsna

    Bir dert vardı derman aratan
    Aradım durdum, uzak diyarlarda…
    Meğer derman derdin içindeymiş 🙂

    Ah insan bir bilsen kendine şifa olduğunu…

    Loading spinner
  13. Seda D. avatarı
    Seda D.

    İnsan bazen acısından kurtulmak için sürekli hareket ediyor, eğleniyor, ilişkilere sığınıyor, ekrana veya başka hazlara yöneliyor fakat bütün bunlar asıl meseleyle yüzleşmesini engelliyor.

    Loading spinner
  14. İlknur Y. avatarı
    İlknur Y.

    Canimizin sıkılması ve can sıkıntısı yönetmek çok önemli. Hatırlatma için teşekkürler 💐

    Loading spinner
  15. Havva avatarı
    Havva

    Can sıkıntısını yönetebilmek kendini, hayatını yönetebilmek…

    Loading spinner
  16. srgm avatarı
    srgm

    Can sıkıntısının aslında gelişim için bir fırsat olabileceğini çok güzel anlatılmış. Özellikle ekranlardan uzaklaşan çocukların yeniden kitaplara ve oyunlara yönelmesi gerçekten umut verici…

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner