Kaçış Rampası
Kapıyı çalmadan önce içerden gelen seslere kulak kabarttı Zehra. Kapı açıldığında kalp atışlarında belirgin bir artış olmuştu duyduğu ses yüzünden. Çok tanıdık birine aitti bu ses ama “onun burada olması imkânsız ” diye geçirdi içinden. Acaba kimler vardı içerde?
Meraklı gözlerle hızlıca bir göz attı odaya. Göz göze geldiklerindeyse olduğu yere çakılıp kaldı. Gözlerine inanamıyordu. Şaşkınlık ve özlemle “Anne” diye fısıldadı. Dudaklarından dökülen kelimeyi kullanmayalı yıllar olmuştu sanki. Devamını da getiremedi zaten. Yapmak istediği tek şey sıkı sıkı sarılmaktı annesine. Öyle de yaptı… Sarılırken kokusunu da hasretle içine çekiyordu. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanmıştı çoktan… Hıçkırık sesleri geliyordu kulağına…
Gelen ağlama sesi kendisine mi aitti, yoksa ağlayan annesi miydi? Anlamaya çalışırken akıllı saatinin kalp ritmi uyarısıyla kendine geldi Zehra.
Demek uykudaydı… Demek hepsi rüyaydı…
Oysa ne kadar da gerçekti annesinin yüzü, kokusu, sesi, bakışları. Sanki ölümünün üzerinden yıllar geçmemiş gibi… Keşke o rüyada biraz daha kalabilseydi, şu an gerçek dünyaya dönmek en son istediği şeydi…
Uyanmasına rağmen gözlerini açmak istemiyordu Zehra. Uyanmak demek sorunlar yumağına dönmüş hayatına dönmek demekti. Zehra ise hayatının bu aşamasını “es geçmek” istiyordu. Eşini uyandırmaktan sakınarak yavaşça doğruldu yataktan. Göz ucuyla saatine baktı, uyuyalı bir saat bile olmamıştı daha. Koridoru geçerken çocukların odasına da göz attı, çoktan derin uykuya dalmış gibiydiler. Kalp atışları normal ritmine dönerken bilinci de yerine gelmişti artık.
İnsanın tek başına olduğu bazı anlar vardır, Zehra o anlardan birini yaşıyordu şimdi. Gecenin bu vaktinde in cin uykudaydı. Bu vakitlerde sessizlik duyulabilir bir şey gibiydi.

Balkonda serin havayı içine çekerken sokak lambalarının aydınlattığı kadarıyla etrafı izledi bir süre. Tüm âlem uykudaydı. Çiçekler, ağaçlar, börtü böcek, sokak kedileri hatta kuşlar bile sessizdi ama Zehra’nın iç sesi susmak bilmiyordu.
Uzun süredir otobanda yokuş aşağı hızla giderken freni patlayan yüklü bir kamyona benzetiyordu kendisini.
Sabrını ve enerjisini son sınırına kadar harcamış; kendi iç dengesini bozduğu için en küçük bir virajda devrilme noktasına gelmişti. Bu hızla giderken devrilip yoldan çıkması an meselesiydi sanki. Sonra yol kenarlarına yapılmış “kaçış rampaları” geldi aklına. Freni patlayanlara özel çakıl taşlarıyla döşenmiş özel bir yoldu kaçış rampası. Kamyonu kaza yapmaktan, kurtarmanın tek yolu, onu otobandan çıkarıp taşlı, engebeli ve sarp bir yokuşa sürmek gibiydi. Zehra, hayatının kontrolünü eline almayı çok istiyordu.
Bu, gerçek dünyanın “can sıkıcı” ve zorluk taşlarıyla döşenmiş yollarında ilerlemeyi göze almak demekti.
Zehra uykusuz geçen bir gecenin sabahında aradığı cevabı bulmuş gibiydi. Balkonda serin havayı içine çekerken, zihninde o yüklü kamyonun neden devrilme noktasına geldiğini de anlamaya başlamıştı. Sorunlar yumağı artık soyut bir huzursuzluk değil, her biri birer kaya gibi ağırlaşmış gerçeklerdi:
İş yaşamında “hayır” diyememenin bedelini, her akşam eve iş götürerek ödüyordu. İnsanların onu ve yaptığı işi beğenmesi Zehra için çok önemliydi. Bu yüzden kendi projeleri bitmiş olsa bile, “Zehra hızlı yapar” denilerek üzerine yıkılan başkalarının eksik raporlarını düzenlemeye, eksik işleri tamamlamaya “hayır” diyemiyordu. Onaylanma, kabul görme isteği o kadar yüksekti ki “hayır” dediğinde iş hayatında etrafındaki herkes dağılacakmış gibi hissediyordu.
Oysa bu ek işler onun çocuklarına ayıracağı zamandan çalınan saatlerdi. Üstelik bu uysal tavrı, yöneticileri tarafından “çalışkanlık” olarak değil, bir “mecburiyet” gibi algılanmaya başlamıştı çoktan. Yarınki toplantıda yine o haksız teslim tarihlerinden biriyle karşı karşıya kalacağını biliyor ve karar kara düşünüyordu, ne yapacaktı?
Güneş doğmak üzereyken balkondan içeri geçti. Yeni gün başlarken belki sorunları sihirli bir değnekle çözülmeyecekti ama artık kamyonunu net bir değişime doğru sürmeye karar vermişti Zehra.
Mutfak masasına oturdu, telefonunu eline aldı ve o meşhur “kaçış rampasına” ilk direksiyon kırışını gerçekleştirdi.
Önce iş mailini açtı ve yarınki toplantı için kısa bir not taslağı hazırladı. Artık başkalarının yarım bıraktığı işleri üstlenmeyeceğini, kendi sınırlarını ve önceliklerini net bir dille ifade edecekti. Bu, kariyerinde bir “basamak” değil, bir “vazgeçişti”. Belki de bu vazgeçiş korktuğu gibi sonuçlanmaz, aksine bu kararlı ve net duruş onu daha saygı duyulan birine dönüştürürdü…
Sonra mutfak masasının üzerine çocukları için bir not bıraktı: “Bugün işten döndüğümde akşam yemeğinde hep birlikte olacağız 🙂 .”
Zehra o sabah sadece rüyasından uyanmamıştı; hayatının kontrolünü başkalarının beklentilerinden geri almıştı. Kamyon devrilmemişti; Zehra onu güvenli zemine çekmenin ilk adımını atmıştı. O sabah Zehra’nın hayatında umudun yeniden yeşerdiği bir dönüm noktası olarak yerini aldı…
“KAÇIŞ RAMPASI” için 11 yanıt
-
Kaosun içinde çözüm üretemiyor insan , kaos anında kaçacağı rampalar önceden belli olmalı demek ki… İbretlik oldu
-
Hayatının akışında bir sıkıntı olduğunu farkeden kişi doğruyu görse de varolan sistemi yeniden dizayn etmeye çekinebilir. Ama ne kadar güzel anlatılmış bazen gittiğin yoldan o kaçış rampasına sapmak belki de insana yeni açılacak yolların başlangıcı kim bilir:))
-
Kaçış rampası çok iyi..
O rampaları fark edebilirsek sorun gördüğümüz şeylerin çözümlerine varabileceğiz. -
İnsan bazen yük aşırı olduğunu unutabiliyor. Ne güzel sistem tonaj kontrolü nasılsa bizim de kendi yüklerimize bakmak ile ilgili güzel bir hatırlatma 🌸
-
Bazen bir kâbus bizi tam uyanmamiz gereken saatte uyandırır. Çözümü bulacağımız o an’a uyanmamız dileğiyle…
-
insanın hayatındaki değişim, her şeyi daha fazla zorlayarak değil; nerede durması gerektiğini fark ederek başlar. Zehra’nın hikâyesi, sınır koymanın
-
Zehra’nın attığı küçük ama cesur adımlar, değişimin aslında böyle başladığını güzel hissettiriyor.
-
Sarp yokuş öyle bir yer ki burnunun direği sızlarken geçersin bazen o öyküyü 🤍 teşekkürler ✨🌻
-
İnsan hayatının hiç bir yerinde azı az küçüğü küçük görmemeli, büyük dönüşümler küçük adımlarla başlar…
-
Rampadan kaçış yok, hayat yokuşlarla dolu 🙂
-
En çok, Zehra’nın çocuklarına bıraktığı “Bu akşam hep birlikte olacağız” notu dokundu bana. Bazen hayatın kontrolünü geri almak, yalnızca zamanımızı gerçekten değer verdiklerimize ayırmayı seçmekle başlıyor.
Bir yanıt yazın