Geceden beri ince ince yağan kar, her yeri sessizce örtmüştü. Sokak lambalarının kara yansıyan ışıkları ortalığı hafifçe aydınlatıyordu.
“Dırı dırıt, dırı dırıt…”
Telefonunun alarmı çalmaya başladı. Güneşliği kapalı olan pencereye doğru isteksizce baktı Berat ve birden yataktan fırladı. Bugün de işe geç kalamazdı; bu haftalık kotası dolmuş, yeterince azar işitmişti.
Elini yüzünü yıkamak için banyoya yöneldi. Aynaya baktığında saçlarının iyice uzadığını, sakallarının şeklinin bozulduğunu fark etti. “Ahh Nesrin…” diye bir iç çekti. Berbere gitme fikri artık iyiden iyiye zihnini kurcalıyordu. Sadece kız arkadaşıyla buluşacağı zamanlar öz bakımına dikkat ettiğini fark etti o an. Artık hayatında o da olmadığına göre, uzayan saçların ya da dağılan sakalların pek bir önemi yoktu onun için.
“Anlık Rahatlıklar, Derin Düşüncelerden Daima Daha Kolaydı”
Saate gözü ilişince, bu düşüncelerin kendisini yine alıp götürdüğünü fark edip temposunu hızlandırdı. Hızlıca evden çıktı. Erken kalkıp evde kahvaltı hazırlamak yerine, her gün olduğu gibi durağın yanındaki simitçiden bir simit ile ayran alıp geçiştirirdi. Hem neden hazırlasındı ki? Kolayı varken zora ne gerek vardı!
Servise bindiğinde cam kenarında boş bir yer bulduysa değmeyin keyfine… Cam kenarı onun için çok önemliydi. Kulaklığını takıp sevdiği şarkıların sadece en sevdiği kısımlarını dinleyecekti yine. Arkadaşlarıyla bir aradayken bunu yaptığında isyan sesleri havada uçuşurdu:
— Oğlum, bir tane şarkıyı aç da adamakıllı dinleyelim, çocuk gibisin!
Ama anlamıyorlardı işte. Sevmediği, sıkıldığı yerleri neden dinlesindi ki?
“Çocukken Bisküvinin Kremasını Yemek Gibiydi Hayat…”
İşe vardığında güne başlamak her zamanki gibi zor geliyordu. Önce ortama alışması, biraz çay molası verip arkadaşlarıyla sohbet etmesi gerekiyordu. Ancak masasında ertelediği için dağ gibi biriken dosyaları görünce elinde olmadan sesli bir “Offf!” çekti.
Arkadaşları severdi onu. Yan masadaki mesai arkadaşı Rıfkı durumuna dayanamadı:
— Berat, şunları biriktirmek sana hiç iyi gelmiyor, farkında mısın? Artık şu işleri zamanında halletsen? Ver hadi bana birkaç tanesini.
Bu tarz teklifleri hiç kaçırmayan Berat, hemen Rıfkı’nın masasına üç dosya bırakıverdi. İşler böyle böyle bitecekti işte ona göre. Tıpkı küçükken kaymaklı bisküvinin sadece kremasını yiyip bisküvisini annesine bıraktığı gibi…
Öğle yemeği vakti gelmişti. İş yeri yemekhanesinde çeşit çeşit yemekler, taze salatalar ve tatlılar varken Berat; sırf o an canı onları çekmediği için dışarıdan abur cubur yemeye giderdi. Akşamları da durum değişmezdi. Çıkışta yemek yiyecek keyifli birilerini bulursa takılır, ama iş yerindekilerin bir derdi veya başını ağrıtacak bir problemi olduğunu hissettiği anda hemen terk ederdi ortamı. Yemeği eve sipariş ederdi. Problemleri hiç sevmezdi, hayatında hep bir eğlence olsun isterdi.
Aileye Duyarsızlık ve Kaçış
Ailesiyle ilişkisi de bundan farklı değildi. Hafta sonları bazen yanlarına gider, yer, içer, ailesinin sunduğu imkânları tepe tepe kullanırdı. Ama bir kez olsun hâllerini hatırlarını sormazdı. Bir ihtiyaçları var mı, bir sağlık sıkıntıları ya da evde bir geçimsizlik var mı hiç bilmezdi. O sormayınca ailesi de alışmış, artık bir şey anlatmaz olmuştu.
Kız arkadaşı Nesrin de tam olarak bu yüzden onu terk ettiğini dile getirmişti. “Ailene karşı bu ilgisizliğin beni çok tedirgin ediyor Berat. İleride bir aile kurduğumuzda aynı şeyleri yaşayacağımızdan korkuyorum.”
Nesrin, bu sözlerin ardından kararlı bir şekilde ayrılık kararını açıklamıştı. Berat daha “Bunun bizimle ne ilgisi var?” bile diyemeden masadan kalkıp gitmişti.
“Hakikaten Bir İlgisi Olabilir miydi?”
Kız arkadaşının son cümlesi zihninde yankılanıyordu. Ama sadece bu da değildi, öncesinde söylediği şeyler Berat’ın hayatına adeta bir ayna tutmuş, dili tutulmuştu. Nesrin onun bile fark etmediği detayları bir bir yüzüne vurmuştu:
- Ertelediği iş dosyaları,
- Tabağında bıraktığı yemekler,
- Geçiştirdiği sabah kahvaltıları,
- Ailesine karşı duyarsızlığı,
- Şarkıların bile sadece keyifli kısımlarını dinlemesi…
O gün masadan kalkabilmesi epey zaman almıştı Berat’ın. Bir yanda ayrılığın getirdiği üzüntü, diğer yanda kız arkadaşının söylediklerinin doğruluğuyla yüzleşmenin ağırlığı… Eve varana kadar hep bunları düşündü. Belki de hayatında ilk defa kendi yaşamı üzerine bu kadar derin kafa yormuştu.
Bu son konuşma onda derin bir iz bırakmıştı. Ara ara aklına gelse de, kız arkadaşının gidişinin yarattığı boşluk, yaşam stilindeki yanlışlarla yüzleşmekten her zaman daha ağır basıyordu.
Oysa Berat da bu hayatın içinde gerçekten mutlu değildi; sadece anlık rahatlıklarla kendisini oyalıyordu. Ve bu sabah ilk kez, durumun gerçekten farkına varmaya başlamıştı…
Bir yanıt yazın