Bir ev düşün; kapıları sağlam, pencereleri kapalı…
Ebeveynleri denetleyen, eve neyin girip neyin girmeyeceğinde net olan…
Ama o evde bir kapı daha var ama kilidi yok. İyi niyetin olduğu duvardan açılan bir kapı…
Ve bir küçük çocuk…
Ama o bir torun… Peki ne mi olur?
Bir gün akülü araba ister. Önce annesine gider. Anne bakar, çocuğun çok ısrarlı halini görür ve “Hayır!” der ve kapıyı kapar.
Babasına gider. O da kapıyı üstten sürgüler. Anlaşmaya uyulmuştur, birlik olunmuştur. Çocuk ümidini kesmez; çünkü bilir ki bu aralar evde bir kapı daha vardır.

Dedesi bir süredir tedavisi için yanlarındadır.
Çocuk onun da yanına gider; dede dinler ve gülümser. Dedenin içinden huzurlu bir ses yükselir: “Ben karışmayayım.”
Sonra başka bir ses yükselir “Torun benim torunum. Zaten ona hediye de getirememiştim. Parasını ben veriyorum, bu yaştan sonra kimse bana karışamaz!”
Konuşan dede değildir artık. Dedenin ağzı hareket eder, ama sözü kontrol edemediği egosu söyler.
Dedeyi konuşturan, güçlü ve net bir duruş sergileyen anneye ve babaya gelemeyen bir ziyaretçidir.
Kompleksin arkasına saklanan…
“Hayır” demeye gücü yetmeyen bir kişinin ağzından dökülen, iyi niyetle süslü kelimeler…
O gün dede arabayı alır, çocuk sevinir. O gün kazanan ne çocuk ne dede…
O gün anne ve babanın ördüğü netlik duvarında bir gedik açılmıştır.
Onların da zaafı, yaşlı babalarının hastalığıydı…
Oysa gerçek, yaşa göre duruma göre değişir miydi hiç?
Alınan kararlar artık kişinin şartı değil midir?
Ya almayacaktır ya da ilmek kaçacak ve delik büyüyecektir…
İnsan kendine ne kadar da yük olur öyle değil mi?
Başkalarını görüp kınarken aslında alması gereken dersi kaçıran insan…
Deneyim çıkarmak varken işin dedikodusunu yapan insan…
Sonra da aynı soru kendine sorulunca sanki daha önce o soruya hiç şahit olmamış gibi benzer sona atlayan insan…
Kapı duvar olsa da kendine o kadar da güvenmemesi gereken insan…
Bir yerlerde o duvar zayıftır, itsen yıkılır…
Belki Salonda belki büyük odada belki küçük odada…
Kim bilir?
O bilir…
Egosu…
Karbonmonoksit gibi sızar en ufak çatlaktan…
Zehirler insanı gözükmeden, duyulmadan, kokmadan…
İstekleridir içeri sızan…
“EVDE BİR KAPI DAHA VAR” için 11 yanıt
-
İnsan ne kadar öğrense de bilse de açık bıraktığı kapıları varsa orada gerçek aklına gelmiyor, gelse de parmaklıklar arkasından dışarıyı seyreder gibi seyrediyor kendini… Gücü yetmediği yerler neresi bulmalı insan. Yoksa oyuncak olur elinde. Dışarıdan içeriye gösteren gösteren istediğini yapar. Hapsolmuş bir kere… “Ne var lan, istesem bırakırım” dese de boştur ikisi de bilir… Kim mi? Egosu ve kendisi…
-
Sınırlar, netlik ve ego ne güzel bir farkındalık…
Esnediğimizi zannedip tavizler verebiliyoruz farkına varmak ne güzel olur…
-
Ahh o dedeler, neneler bizim zaaflarımız. Onlar üzülmesin diye ne kapılar kırıyoruz ama sonunda üzülen hepimiz oluyoruz.
-
Kaleminize sağlık hayatın icinsen ve gercek…
-
Bazen iyilik adı altında yapılanlar aslında ne kadar da zarar veriyor. Günümüzde ebeveynlerin genel sorunu sanırım.
Emeğinize sağlık. -
Çoçuk yetiştirmede ve tüm yaşantımız etkileyen söz,ancak bu kadar güzel ifade edilebilinirdi; “Hayır” demeye gücü yetmeyen bir kişinin ağzından dökülen, iyi niyetle süslü kelimeler…
-
Aman o kırılmasın, üzülmesin, elalem ne der diye diye insan birçok taviz veriyor. Taviz verdiklerde gücü azalıyor net duruş sergileyemiyor. Farkındalık oluşturan çok güzel bir yazı olmuş.
-
Bugün annesinden ısrarla dondurma isteyen bir çocuğun annesi ekarşı ne kadar net annenin ona karşı ne kadar zaaflı duruşuna şahit oldum… Ah netlik…
-
kaleminize sağlık netlik ve kararlı olmayı çok güzel ele elmışsınız:)
-
Çok önemli bir ayrıntı… Hiç beklemediğimiz yerden gelir gelmekte olan… Zayıf olduğumuz yerleri güçlendirebilmek dileğiyle… ✨
-
Yazıyı okurken insan ister istemez kendine dönüp bakıyor… “Ben olsam ne yapardım?” diye düşünmeden geçemiyor. En zor olan da bazen iyi niyet sandığımız şeylerin aslında egodan sızdığını fark etmek galiba. Küçücük bir gedik bile zamanla büyüyor…
Bir yanıt yazın