“Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde…
Bir türkü tutturmuşum, duyuyorsun değil mi?
Çalacak bir kapım yok, mutluluğa hasretim;
Artık sokaklar benim, görüyorsun değil mi?”
Dilinde bu şarkıyla, hızlı adımlarla yürüyordu Ayla. Şehrin yağmurlu ayazı iliklerine işlemişti. Sabah telaşla evden çıktığı için ne kadar ince giyindiğini ancak şimdi fark ediyordu. Yakın zamanda kurumsal bir şirketin finans bölümünde çalışmaya başlamıştı. Günleri masa başında, toplantılar ve raporlar arasında, adeta bir nefeslik boşluk bulamadan geçiyordu.
Zorunlu Bir Mola: Nazmiye Sultan’ın Altın Günü
Elleri cebinde, üşümemek için omuzlarını büzerek yürürken aslında üşümekten çok, babaannesinin bitmek bilmeyen nasihatlerini dinlemekten çekiniyordu. O akşam tüm aile babaannesinin evinde toplanacaktı. Ayla, “En azından sağlıklı bir şeyler yerim,” diye düşündü; ama aklı hâlâ yarına yetiştirmesi gereken rapordaydı.
Bu ailede her ayın bir cumartesi akşamı, babaanne evinde buluşmak yazısız bir kuraldı. Aile bağları bu kadar sıkı olduğunda; kaç yaşına gelirseniz gelin, çekinilecek bir babaanne ve nasihat verecek bir amca ya da hala etrafta olurdu. Amcalar, halalar ve kuzenler, Nazmiye Sultan’ın “talimatıyla” başlatılan “altın günü” için toplanmışlardı. Nazmiye Sultan, “Hepiniz maaşa geçtiniz, ayda bir gram altın alacak durumdasınız!” diyerek bu geleneği başlatmıştı. Elbette maksat altın değildi, her biri bir yana dağılmış evlatlarını ve torunlarını bir arada görmekti.
Kalabalık mı, Yoksa Bir Topluluk mu?
Mükellef bir sofra kurulmuştu ama bir sorun vardı: Yemekten sonra herkes eline telefonunu alıp bir kenara çekiliyor, fiziksel olarak orada olsalar da ruhen başka yerlerde geziniyorlardı. Ayla tabağına bakarken düşündü.
Acaba insanların arasındaki bağı kuvvetlendirmek için sadece bir masa etrafında toplanmak yeterli miydi? Bir kalabalığı, gerçek bir “topluluktan” ayıran şey neydi?
Cevap, Nazmiye Sultan’ın ve büyük amcanın hamlesiyle gelecekti. Ortak bir çaba, benzer rutinler ve ter dökülen işler insanları birbirine yaklaştırmaz mıydı? Tıpkı eski günlerdeki gibi…
Konfor Alanından Çiftlik Hayatına
O akşamın sürprizi bundan sonraki aile toplantıları Çatalca’daki çiftlikte yapılacak olmasıydı. Üstelik hazırlıklar gençlerin omuzlarında olacaktı. Odun kırma, kuzineyi yakma, hazırlanan erzak ve yiyecekleri taşıma ve geleneksel sofrayı hazırlama işi onlardaydı. Büyükler sadece hazır sofraya oturacaktı.
Büyük amca, çaylar yudumlanırken söze girdi: “Ey dijital çağın çocukları! İnek sağmayı bilenler bir adım öne çıksın!”
Salonda çıt yoktu. “Peki fidan dikmeyi, hamur yoğurmayı, odun kesmeyi bilen?”
Ayla, işi bilmese de yeni şeyler denemeyi sevdiği için el kaldırdı. Amca devam etti: “Şehirde bir konfor içinde yaşıyorsunuz ama o hazır sofraların arkasındaki emekten haberiniz yok. Haftaya cumartesi konaklamalı olarak çiftlikteyiz. Herkes işini ona göre ayarlasın!”
Ekranlardan Uzak, Yaşama Yakın
Ertesi hafta çiftlik kapısında araçlar birikmeye başladı. Büyük amca, üzerinde işçi tulumuyla karşıladı gençleri. Erkeklerin eline kazma kürek vardı kızlara ise yapılacak işlerin listesi verildi. Henüz sabah kahvesi içilmeden, e-postalara bakılmadan, sosyal medyada gezinmeden işe başlanmıştı.
İki saatlik yoğun çalışmanın ardından; haşlanmış köy yumurtası, taze süt ve tandır ekmeğiyle kurulan o sofraya oturulduğunda, herkes yemeğin lezzetinin “emekten” geldiğini anlamıştı.
Akşam olduğunda ise kuzine başında yapılan sohbetin konusu, gün boyu yaşanan acemilikler ve paylaşılan kahkahalardı. Gençler, bir ekrana bakmadan da sohbetten keyif alınabildiğine ilk kez bu kadar yakından şahit olmuşlardı.
Yeni Bir Rutin, Yeni Bir Hayat
Ayla o hafta sonu şunu düşündü “ İnsan güne nasıl başlamalı? Koşturmaca içinde bir hayat mı sürmeli, yoksa değerlerine göre bir rutin mi oluşturmalı?”
Plaza yaşamı, ayaküstü beslenme ve hareketsizliğin ortasında insan, ortak bir fayda için ter döktüğü kişilerle olunca kendini ne kadar da dinamik hissediyordu.
Eve dönüş yolunda radyoda yine aynı şarkı denk gelmişti. “Çalacak bir kapım yok, mutluluğa hasretim…” Ayla bu kez gülümsedi ve içinden geçirdi: “Hayır, artık çalacak kapım çok.”
“ÇALACAK BİR KAPIM VAR” için 7 yanıt
-
Üreterek mutlu olduğumuzu tekrar hatırlamak ne de güzel geldi☺️
-
Değerlerimize göre bir rutin olusturmalı:)
-
Maalesef günlük rutinimiz mobil ve sanal oldu…Rutinin dışında neler var ve neleri rutinleştirmek iyi gelir yeniden düşünme zamanı 🙂
-
“Hayatın koşturmacasında normalleştirdiğimiz kolaylıklarımız aslında kolaylık mı?” sorusunu aklıma getirdi.
-
üretimin mutluluğu tüketimin mutluluğunu her zaman geçer 🙂
-
Her ailede o aileyi toparlayacak büyüklerin ve onların böyle projelerinin olması dileğiyle…
-
Dijital dünyanın esir aldığı nesli, bilinci açık birileri kurtarır belki…
Bir yanıt yazın