KUŞAK FARKI MI? İMKAN FARKI MI?

Akşam güneşi evin duvarına yaslanmıştı. Işık sert değildi; görevini tamamlamış gibiydi. Tarla kuşu vardiya değişimi için şakımaya başlamıştı. İsmet Dede, camın kenarındaki koltuğa kurulmuş, günün son ışıklarını tarlakuşunun senfonisiyle seyrediyordu. “Bugün zaman ne de çabuk geçti.” diye mırıldandı.

Şimdi ise üzerinden 60 yıl geçmişti. Dedesini anarken gözleri doldu Hasan Bey’in. O güne tekrar gitti. Dedesini duymuştu:

–        Dede, keşke oynarken zaman dursa. Annem çağırana kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.

Kardeşleri de gelince hepsi İsmet dedenin etrafında toplandılar. Yemek hazır olana kadar koyu bir sohbete başladılar. İsmet Dede emekli öğretmendi. Dedelerini dinlemeyi, ona sorular sormayı çok seviyorlardı.

“Sanırım dedem o gün biraz içini dökmüştü; çocuk olduğumuza aldırmadan anlatmaya başlamıştı” diye düşündü Hasan Bey:

–        Bakın çocuklar… Bizim zamanımızda karanlık daha çoktu ama insanlar daha az kaybolurdu. Şimdi imkanlar içinde kaybolduk, ne yapacağımızı bilemez olduk.

Kardeşi Selim:

–        Dede, o nasıl oluyor?

İsmet Dede sanki bir yetişkine anlatıyor gibi devam etti. Belli ki derine dalmıştı:

–        Eskiden evlerin avluları vardı, kapısı çalınırdı. Herkes sınırını bilirdi ama içine girince hayat vardı. Samimi ilişkiler vardı. Şimdi apartmanlar var, dip dibesin; ama şehrin koşturmacası yüzünden herkes birbirine uzak…

Hasan Bey “O gün dedem ne anlatıyor pek anlayamamıştık. Birbirimize bakıp sessizce dinlemeye devam etmiştik… Sonra anladık… Ah be dede, şimdiyi iyi ki görmedin. Biz de 80’li yılları özlüyoruz ne garip.” dedi iç çekerek. “Zamanla içi boşalan bir hayat… İmkanlar arttıkça yanılgılar da arttı. Tatmin olma azaldı.” diye Hasan Bey serzenişle devam etti.

Hasan Bey o güne tekrar döndü. İsmet Dede konudan konuya atlıyordu, belli ki çok doluydu:

–        Okullar bilgi dolu. Çocuklara her şeyi öğretiyorlar ama şunu bilmiyorlar:
“O çocuklar bu bilgiyle ne yapacaklar? Ne için öğreniyorlar? Bu bilgiler onları nelerden sakındırmalı neye yaklaştırmalı bilmiyorlar. Zaman dolduruyorlar…”

Küçük Hasan:

–        Her şeyi bilmek iyi değil mi dede? Ama sen her şeyi biliyorsun. Bu kötü mü?

İsmet Bey çocukları fark etmişti:

–        Her şeyi bilip ne yapacağını bilmezsen kötü yavrum. O zaman bir anlamı olur mu? Bir sahaf düşünün. Kitaplar sanki ‘Beni al! Beni al!’ diyor.

Gülüştüler.

–        Komik değil mi? Gerçek bu yavrularım. Sana cazip gelir, kapağı hoşuna gider. Hikayesi ilgini çeker. Peki sonra? Portakalı yemeyeceksen pazardan alır mısın? Hasta olmamak için alırsın değil mi? Sana hem faydası var hem de tadı güzel. O kitap da sana bir fayda sağlamalı. Önce hangi konuda fayda istediğine karar vermelisin; ve seveceğin bir işi yapmalısın.

Kardeşi Selim:

–        Ben doktor olacağım. Doktorluk kitapları alırım, diğerlerini almam o zaman.

 –        Aferin sana, Beni çok iyi anladın Selim. İnsan ne yapmak istediğine karar vermeli. Her önüne çıkanı okuyamaz, dinleyemez. Ve önce hangi yolu neden yürüyeceğine karar vermeli. Bir amacı olmalı. Peki neden doktor olmak istiyorsun? Bu seni nelerden koruyacak, sana ne kazandıracak?

 Hatırladıkları bunlardı Hasan Bey’in… Aklında o son soru kalmıştı.

Camdan şehrin yüksek binalarına bakarken dedesi gibi derin düşüncelere daldı Hasan Bey: “Dedem kırsalda uzun yıllar öğretmenlik yapıp emekli olunca şehre alışmakta zorlanmıştı. Bir süre sonra da vefat etmişti. 2000’li yılları görmemişti. Hele de şimdiyi görse gençlerin durumu onu çok üzerdi. Çok öğrenci yetiştirmişti; ben de onun gibi öğretmen olmak, gençleri yetiştirmek istemiştim. Ancak 8 yaşındaki torunuma bile ulaşamıyorum. Canı çabuk sıkılıyor, beni dinlemeye sabrı yetmiyor.

Yeni kuşak eğlendirici olmadan sürdüremiyor. Anladım ki bu kuşak farkı değil imkân farkı. Tek bir patlak topla akşam ettiğimiz o gün anlamasak bile oturup dedemizi sessizce dinleyebilmiştik. Şimdi en çok istediği oyuncağı aldığım halde torunum 5 dakika yanımda kalamıyor.

İmkanlar arttıkça tatmin olma becerisi düştü. Öyle müthiş bilgiler bile şaşırtmıyor, tatmin etmiyor. Dedem gibi sahaflardaki kitapların çokluğunu dert etmek nerede, şimdi internette bilgi denizinde boğulmak nerede.

Bilgi denizi ama kirlenmiş bir deniz aslında. Yanlış bilgileri gençler nasıl ayrıştıracak, nasıl bir arıtma yapacak? Ebeveyn olarak, öğretmen olarak biz ne yapabiliriz? Bazen ümidim kırılmıyor değil.” diye düşünürken çalan kapıyla düşüncelerden çıktı Hasan Bey. Torunu koşarak ona doğru gelirken seslendi:

–        Dede biz geldik. Bize yine kitap okur musun? Geçen hafta çok eğlendik.

Ümitsiz olmamak için bir işaretti bu sesleniş: Kitap okumaktan keyif alan bir torun, daha ne olsun? “Problemi bulduysan çözüm kapında” demekti belki de…

“KUŞAK FARKI MI? İMKAN FARKI MI?” için 9 yanıt

  1. Srgm avatarı
    Srgm

    Imkanların artmasının mutluluk getirmiyor, modern şehir yaşamı bireyselleşmeye ve yalnızlığa yol açtı.
    Bilgi bolluğu içinde seçici olmak, amaç belirlememin ne kadar önemli olduğunu hatırladık..

    Loading spinner
  2. İlknur Yılmaz avatarı
    İlknur Yılmaz

    İmkan arttıkça tatmin olma becerisi düştü gerçekten. Bı kitabın bir bilginin de kıymeti yok.. çok çabuk ulaşılabilir oldu ama bir patlak topa verdiğimiz kıymeti veremiyoruz.
    Hatırlatma için teşekkürler 💐

    Loading spinner
  3. Sezen avatarı
    Sezen

    İnsan hangi yoldan gitmeye karar verdiğinde ve adımı attıgında dönüp arkasına bakmamalı, yolun kenarında gördüğü çiceklerle oyalanmamalı ki gideceği yere kolay varsın…

    Loading spinner
  4. Sevgi avatarı
    Sevgi

    Hep o çok zor zamanlarda geçirdiğimiz keyifli vakitleri hatırlarız demekki meselenin imkanla bir ilgisi yok bu hayatta kaleminize sağlık…

    Loading spinner
  5. Md avatarı
    Md

    Günümüzün ortak problemine değinilmiş. Nerede o eski çocukluğumuz diyoruz ya geri gelebilir olduğunu görüyor insan aslında, imkanlarla ilgili olduğunı görüyor bu da ümit verici.

    Loading spinner
  6. Naciye Başal avatarı
    Naciye Başal

    Anlamak çözüm icin güçlü bir adım. İmkanlarla mutlu bireyler yetistirebilecegimiz zannı illizyon. Ümitvari olup, dogru tepkilere bilinc vererek yetistiren; ögretirken ogrenenlerden olmak ümidiyle…

    Loading spinner
  7. Hayrish avatarı
    Hayrish

    Kaldırım taşkarıyla eğlenen, kiremitle yağ tenekeleriyle oyun bulabilen çocukluklar vardı. Eğlenmekten eve girmek istemeyen neslin çocuklarının şimdi mahallede bir arkadaşı yok. Sadece çocuk ta değil insan imkanı abarttığı her yerde doyum becerisini tat alma becerisini kaybediyor maalesef..

    Loading spinner
  8. Esra avatarı
    Esra

    Hakikaten çocuklarla 5 dk sohbet etmek imkansız oldu neredeyse…. Bu kadar eğlendiricinin olduğu yerde tüm sohbetler sıkıcı geliyor onlara… Z kuşağı diyip geçtik, zamane diyip suçu zamana attık ama işte gerçek…

    Loading spinner
  9. Cansu M. avatarı
    Cansu M.

    İmkan sunmayı çok yanlış anladık. Fazlasını yapıp fark edemedik… Kaleminize sağlık

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner