İnsan, yasaklardan hoşlanmaz. Hatta aklında yokken onu tahrik eder öyle değil mi?
Yasakları çiğnemek ona haz verir. Peki neden? Niyeti uyumsuz olmak mı? Hayır. Niyeti, yasağın onda meydana getirdiği açlık acısından kurtulmak… Kendi koyduğu kurallar olsa bile…
“Bugün yine koltuğa yapıştım… Sosyal medyada yarım saatten fazla durmayacaktım ama ‘Azıcık daha keşfette gezineyim, 1 dakikacık daha’ derken 2 saat geçmiş.”
Tanıdık geliyor mu?
İnsan, “Yasak çiğnedim.” demez; “Nefsi köreltmek” diyor.
“Kuralın dışına çıktım.” demiyor, “Bunu hak ediyorum.” “Kimseye zarar vermiyorum ki.” diyor.
İnsanın meyli kendi için güzelleme yapmak üzerine. Kınanmak istemez, doğru ve güzel görünmek ister. Bu yüzden de “Yanlış yapıyorum” demez; “Herkes yapıyor” der, “Benim özgür iradem var” der, “Şu ünlü de öyle yapıyor” der. Çünkü yanlışı isterken güzel kelimelerle yanlışı süslemeyi öğrenir.
Modern (!) zamanın sorunları bunlar. Sosyal medyanın süslü, vicdanı rahatlatan kelimeleri…
Babası söylese bir sayfa okumaz, bir fenomen söylese bir kitabı bir gecede bitirir. Neden? Çünkü popüler bir akımsa, onu havalı ve farklı gösterecekse yaşlı babaannesini bile kullanır.
Çünkü artık insanoğlunun ebeveyni sosyal medya olmuştur. Kural dediğinde “Kime göre neye göre?” gibi duygusal reaksiyonlarla karşılaşıyoruz… Bir karar alıp hedef belirlediğimizde bile kendimize ihanet ediyoruz… İnsanın dostu da düşmanı da aynadaki kişi oluyor.
“Bu ay temel ihtiyaçlarım dışında harcama yapmayacaktım ama ‘Efsane indirimler’i unutmuşum. Büyük indirimler kaçırılmaz ki!”
Hiçbirimiz “İhtiyaç dışı satın alıyorum, stokluyorum, israf ediyorum” demiyoruz “Efsane indirim zamanı” diyoruz.
Artık mesele içerik değil; biçim… Süslü kelimeler…
“Bağımlılık değil; rahatlama”
“Gösteriş değil; kendini ifade etme”
“Yanlış değil; yeni bir bakış açısı” diyoruz.
Kelimeler değişince algılar değişiyor; algılar değişince de hisler değişiyor.
Vicdan rahatlıyor, bozuk sistem tıkır tıkır çalışıyor.
Biçim güzel ama içi boşalıyor…
Gerçeğe ulaşmak zor değildi; insan zorlaştırdı… İlgilenmedi gerçekle… Çıkarlarıyla ilgilendi çünkü… Ona hoş görünenle ilgilendi. Hoş değilse de hoş gösterdi.
Bizi rahatsız eden gerçekleri tek tek eleyerek bağımlılığa geliyoruz…
Allıyoruz pulluyoruz; bize iyi gelecek kuralları deliyoruz.
Öyle yapmazsak nasıl rahatlarız?
Henüz yanlışı yapmadan içimizde bizi yargılayan sistemi nasıl susturabiliriz?
Kimse bir günde yanlışın ortasında uyanmıyor.
İnsan önce basite alıyor ve yaklaşıyor. Şöyle bir bakıyor tekrar tekrar; sonra yapıyor. Rahatsız olunca güzelleme yapıyor, mantık üretiyor.
Niyeti de değişince “Normal” demeye başlıyor.
En sonunda da savunuyor…
Yani “Bir kereden” çok şey oluyor.
“Sadece bakıyorum”
“Sadece takılıyorum”
“Sadece biraz eğleniyorum; benim de hakkım…”
İnsan, çitin kenarından bakarsa çiti atlamadan duramaz.
Sorun çite girmek değil; çite yaklaşmak.
Çite yaklaşmayı basit görmek…
Masumlaştırmak…
Ve normalleştirmek…
“Herkes yapıyor.”
Ya genellediğin insanlar yanlış yapıyorsa…
Kuralı ihlal ettiğine değecek mi?
İnsan, yanlış bir düzenin içinde yanlışı normalleştirmeye meyillidir.
Bilinçli ve net bir insan olmazsa kendi de girdaba kapılabilir.
Zamanla vicdanı körelse de girdabın sonunda kaybedecektir…
Kaybının ne kadar olacağı hayatın içinde yaptığı doğrulara bağlıdır…
O da risklidir. Çünkü yanlış yanlışı doğurur…
Peki bilinçli olmak için sorumuz ne olmalı?
“Ben ne yapıyorum?” değil; “Neye yaklaşıyorum?”
“KURALLARDAN SAKINILMAZ, YANLIŞLARDAN SAKINILIR” için 12 yanıt
-
İnsan yavaş yavaş yanlışlara nasıl doğru diyor? Kendimize dışarıdan bakmamızı sağlayan, bilinci açan bir yazı emeğinize sağlık 💕
-
İnsan, yanlış bir düzenin içinde zamanla yanlışı normalleştirebiliyor.
Bilinçli olmak sadece “Ne yapıyorum?” sorusunu sormakla sınırlı değil, asıl soru “Neye yaklaşıyorum?”
Yaptığımız her eylem, bizi bir yöne çekiyor…. -
Hayattaki en değerl şeyin zaman olduğunu sürekli söylüyoruz ancak en hunharca harcadığımız şey de zaman , sonrada hemen kılıf uyduruyoruz, insan hiç kendinde hata görmüyor hep kendinden yana nede olsa… Emeğinize sağlık
-
Sakınmak ne kadar önemli ama bunu görmüyoruz çok güzel bir yazı olmuş emeklerinize sağlık
-
Vicdan, insana verilmiş bir nimet… Ya verilmeseydi?
-
Bam telime dokunan bi yazıyla karşılaştım şu an. İnsan neredeyse kendini yanlış görüyor o süslemelere bakarak..
Neye yaklaşıp neyden uzaklaştığın çok önemli gerçekten. -
İnsan neye yaklaşırsa orayı normalleştiriyor. O zaman mesele kendi öykümde kazanacağım yerlere yaklaşmak. Ortam zaten kötüyü güzel sunuyor sonra körler ülkesinde göreni taşlıyor.
-
Vicdanını rahatlatacak kelimelerle insanın oyalanip durması ne acı…
-
İnsan ciddi bir zarar görünce anlıyor yanlışı doğruyu. Ama o yanlışın zararını farketmiyorsa görene kadar devam ediyor. Daha da acı olan gördüğü halde devam edebiliyor. Nedeni de hayatındaki tatsızlıktan daha iyi görmesi. Nereye yaklaşıyorum düşünmek için güzel bir soru. Kaleminize sağlık ✨
-
Neye yaklaşıyorum?
Herkes ne yapıyor ben ne yapıyorum kararlarımı neye gore veriyorum?
Yaklaştığımız bizim gerçegimiz oluyor. Yakını olan insanın gerceği olur düşünmek bu yuzden kıymetli…
-
İnsanın iradesi var. Seçim hakkı var. Bakışıyla, duymasıyla, konuşmasıyla, susmasıyla seçimlerine göre şekilleniyor. Seçimlerim beni neye yaklaştırıyor? Gerçeğe mi, sahteye mi? İyiye mi, kötüye mi? Güzele mi, çirkine mi? Büyük düşüncelere mi, basite mi, disiplin olmaya mı? Neye yaklaştığım, neden uzaklaştığımla ilgili. Normale mi peki, hangi normale düşünmeli insan?
-
Doğruda mıyız yoksa yanlışta mı ? Bunu ölçmek için kendimize sormamız gereken sorular ve başkalarının, yanlışı normalleştirme üzerine verdiği cevaplar…
Ne güzel bir farkındalık oluşturuyor, emeğinize sağlık
Bir yanıt yazın