Kar tanelerinin her yanı beyaza bürüdüğü bir kış günüydü. Rüzgârla karın sessiz iş birliği, soğuğu daha da keskinleştiriyordu. Sedef Hanım pencerenin önünde durup dışarıyı izlerken aklı yine oğluna kaydı. Sınav haftasıydı, Erzurum kim bilir ne kadar soğuktu… Buz var mıydı, kayıp düşer miydi, üşür müydü iki gözünün çiçeği?
Gurbet Sedef Hanım’a ağır geliyordu. Eşi bu dünyadan göç edeli on yıl olmuştu. O gittiğinden beri evlatlarına hem anne, hem baba olmuştu. Ahmet’in gidişi ise bu yükü yeniden ağırlaştırmıştı. Başta oğlunu gurbete göndermek istememiş, bir yıl daha hazırlanmasını önermişti. Ancak Ahmet’in kararlılığı karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştı. Bu sürecin ikisine de ne öğreteceğini henüz bilmiyordu.
Gün içinde Ahmet’i sık sık arıyordu.
“Yemek yedin mi, uykunu aldın mı? Kalın giyin, kaloriferi aç, camı ört…”
İyi niyetle başlayan bu cümleler, zamanla bir alışkanlığa dönüşmüştü. Ahmet çoğu zaman annesinin aramalarını sessize alıyordu.
“Anne, her dakika müsait olamam, işlerim var,” dese de bu tavrı, aramaların azalmasına yetmiyordu.
Sedef Hanım, oğluna destek olmak istiyordu. Mutlu, başarılı ve güvende olmasını arzuluyordu ancak destekle koruma arasındaki çizgi, fark etmeden aşılmıştı.
Oğlunun gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu anlamak yerine, onun yerine düşünmeye başlamıştı.
Sedef hanımın o gün akşam için misafirleri vardı. Misafirler, kardeşi Mehmet ve ailesiydi.
Akşam otururlarken Sedef Hanım, düşüncelerini kardeşine anlattı.
“Havalar çok soğuk, sınavları da var. Gitsem bir süre yanında mı kalsam Ahmet’in? Yemeğini yaparım, çamaşırını yıkarım. Evde iki arkadaşı daha kalıyor, hem onlara da destek olurum .”
Mehmet, bir süre ablasını dinledikten sonra gülümseyerek sordu :
“Ablacığım, sen Ahmet on yaşına gelinceye kadar, ayakkabılarının bağcığını bağlıyordun, hatırladın mı?”
Sedef hanım şaşkınlıkla : “Evet de şimdi nerden aklına geldi bu?” diye cevap verdi.
Mehmet diğer sorusunu sordu hızlıca; “Peki, meyveleri soyup dilimleyip hep eline sen verdiğin için, Ahmet’in bıçak kullanmayı öğrenmesi çok zaman almıştı , bunu hatırlıyor musun?”
“Ne anlatmaya çalışıyorsun Mehmet?”
“Peki abla, bir portakalı soyup yemek mi daha iyi sence yoksa sıkıp suyunu içmek mi?
“Tabi ki lifiyle birlikte soyulmuş olarak yemek daha iyi.”
“Ama portakal suyu daha lezzetli değil mi? Hayatımızda, bir yemeğin işimize gelen , en lezzetli kısmını seçersek ne olur bir düşünelim mi?
Hayatımızdaki her lezzetin, bir zahmeti olmazsa, o lezzetin kıymetini anlamayız.
“Sen şimdi Ahmet’in hayatında neleri kolaylaştırdın ve neler onun için her seferinde daha zor, daha sıkıcı gelmeye başladı, bunu hiç düşündün mü?
Sedef hanım, Mehmet’ in söylediklerini düşünürken, Ahmet’i büyütürken evladının iyiliği için yaptığını zannettiği davranışları geldi…Okul çıkışı oğlunu almaya gidip, çantasını taşıması, yemeğin beğendiği kısımlarını Ahmet’in tabağına koymaları, sen yorgunsun deyip lise çağındaki oğlunun dolabını toparlaması…
“Ablacım, Ahmet’in hayatın zorluklarıyla yüzleşmesine izin vermezsek, gelişip güçlenmesini de engellemiş oluruz.” dedi ve devam etti Mehmet.
“Eğitim sadece bilgi aktarmak değildir; dikkatini toparlamayı, ertelememeyi, zorlandığında devam edebilmeyi de öğretmektir. Çocuğu her engelden korumak, onun dayanıklı olmasını engeller.”
O sırada kapı çaldığında gelen Ahmet’ti. O havada onca yoldan gelmişti. Yorgun ve kararsız görünüyordu. Sedef hanım oğlunu görünce mutluluktan havalara uçmuştu. Dayısı ise Ahmet’e soran gözlerle bakıyordu.
“Dayı,” dedi Ahmet. “Okulu bırakacağım, kadavrayla sınav yaptılar, kaldıramadım. Bana göre değil.”
Bu cümle, Sedef hanımın kulaklarında yankılandığında Mehmet le göz göze geldiler. Tam da konuştukları konunun üzerine gelmişti.
Mehmet , yeğeninin gözlerinin içine bakarak konuştu.“ Zorlandığın yerde kaçarsan, her şey daha da zor gelir Ahmet. Öğrenme dediğin şey, konfor alanında olmaz. Başlangıç zordur, ama istikrarlı olduğunda, zihnin uyum sağlar. Ben ahırdaki hayvanların sadece ürününü değil, bakımını da sahiplenirim. Bereket yaptığın işin zor kısımlarını da severek yapmaya başladığında gelir.”
Sedef Hanım bir yandan Mehmet’ in sözlerini dinliyor, bir yandan da oğlunun etrafında pervane olmaktan kendini alamıyordu. Mehmet , ablasının telaşını fark etmişti. Bu telaş, Ahmet’in zorlukla baş etme becerisini zayıflatıyordu.
“Abla” dedi, “Senin katıldığın sosyal sorumluluk projesi vardı ya hani, arkadaşların seni sordular bana.”
Aslında desteğe ihtiyacı olan Sedef Hanım’dı. Hayatın yeniden dengelenmesi, herkesin kendi sorumluluğunu almasıyla mümkündü.
İnsan, zorlanarak güçlenir.

Birkaç gün sonra dayısı Ahmet’in yanına gitti. Uzun bir sohbetin ardından,
“Haydi, kalk Ahmet, biletini aldım. Sınav haftasında oyalanma artık.” dedi.
“Ayrıca annen bu gün gideceğini bilmesin… Gitmene üzülür ama aslında senin okulu böyle bir sebepten bırakmanı istemez. Okuluna geri dönmen senin faydana.” Dedi.
Ahmet ilk zorlukta pes etmemesi gerektiğini anlamıştı ancak pes etmemeyi öğrenmeye yeni başlıyordu. Zorlanarak valizini hazırladı ve dayısı ile vedalaştılar.
Yol boyu konuşulanları düşündü Ahmet. “Öğrenmek biraz da ertelememeyi, dikkatini toplamayı ve zorlandığında da devam edebilmeyi seçmektir aslında.” demişti dayısı vedalaşırken…
“Kalk Ahmet Yapabilirsin!” için 14 yanıt
-
Çocuklarımızın iyiliğini düşünürken nasılda kötülük yapıyoruz değil mi? Hiç fark etmeden oluyor bir de bu. O taşıyamaz küçük diyoruz ama değil. Her yaşın kazanımları var iyi bir yetişkin olmak için. Biz onların üzerine titreyince sevdikleri işlerde bile tahammül edemedikleri yerde bırakabiliyorlar. Ve bu daha çok bize dert oluyor ne yazık ki. Yetiştirmenin gerçeğini bilmek çok kıymetli.
-
Sedef Hanım’ın oğlu Ahmet’e olan yaklaşımının doğru olduğuna inansa da, aslında ona daha fazla bağımsızlık ve dayanıklılık kazandırmanın, belki de ona yapacağı en büyük iyilik olduğunu fark etmesi, önemli bir ders.
-
Mutlu, başarılı ve güvende olmasını arzuluyordu ancak destekle koruma arasındaki çizgi, fark etmeden aşılmısı…
Destek ve koruma arasındaki ince çizgi…
Onun yerine düşünmek,
Onun yerine onun yapması gereken sorumlulukları üstlenmek,
Kıyamayak gelişimine öğrenmesine kıymak, acı öğrenmelere ya da hiç öğrenememeye zemin hazırlamak gibi… Acı ama gerçek… -
İnsan zorlanarak güçlenir. Mücadele etmek çok önemli. Dayı olmasa da zihnimizde bize yol gösteren böyle birinin olması güzel. Teşekkürler
-
“İnsan zorlanmadan güçlenemez”. Ne kadar doğru bir cümle.. Kıyamadım yorulmasın aman üşümesin diye diye ne kadar da dengeleri bozuyoruz aslında..
-
Ebeveynlerin düştüğü tuzaklardan biri … Evlatlarının hayatını kolaylaştırırken aşırılaşmak ve onları rahatlığa alıştırmak… Sedef hanım ve Ahmet’in öyküsü binlerce belki de milyonlarca öyküden biri…
-
Bereket yaptığın işin zor kısımlarını da severek yapmaya başladığında gelir. Ama bu noktaya gelebilmek için önce zorlanarak yapmayı göze alabilmek gerek…
-
İnsanın kendisinin güçlü olması, etrafına fayda vermesi güzel
Güçlü bireyler yetiştirmesi, etrafını güçlendirmesi daha da güzel
“ Haydi kalk yapabilirsin”
Dedikten sonra, nasılını da göstermek, o konuda yetiştirici olmak, sabır gerektiriyor ancak uzun vadede kalıcı çözümü beraberinde getiriyor
Ebeveynlerin yetiştirirken güçlendirmeleri gerektiğini hatırlatan çok güzel bir yazı olmuş -
Yaptığın banaysa öğrendiğin kendine derdi bir büyüğüm aklıma onu getirdi bu yazı 😅
Çok iyi niyetlerle kötü şeyler yapabiliyor insan…
En çokta anneler bu yanılgıya düşüyor -
bir anneye kendi ellerinde çocuğuna zarar ver desek saçmalama der. ama onu rahatlık tuzağına sokarak, konfor alanından çıkartmayarak, hayata karşı güçlenmesini engelleyerek en büyük zararı yine kendisi verir. ‘insan zorlanmadan güçlenemez’ her ebeveynin aklından çıkartmaması gereken kısa, çok bilindik ama çok etkili bir cümle…
-
” Bereket yaptığın işin zor kısımlarını da severek yapmaya başladığında gelir.” bu çok önemli bir stratejiydi, Ahmet’in dayısına teşekkür ederiz.
-
Güçlenmek ancak zorlanarak olan bir şey tıpkı çocuğun bir yere uzanması gibi.. Başlarda güç yetirememesi beklenilen şey aslında ve sonrası güçlenmek..
-
Tıp kazanacak kadar azimli ama devam ettirmeyen, ettiremeyen. Çevremizde de yok mu böyle, istediği şeyin zorlukları karşısında vazgeçen.
Bir bilse insan çocukları nasıl bu hale geldi…
-
İşimize gelmeyenleri söyleyebilecek cesareti olan samimi insanlar, bize hayatın merhametlidir.
İnsan yoksa nasıl fark eder? Sanırım aile bir de bunun için var…
Bir yanıt yazın