BORA BU HALİN NE?

Bora yine sabah saat 12’de, yatağın içine kadar giren güneşin sıcaklığıyla uyanmıştı. Gözlerini kısıp etrafa bakındı; içinden de “Yine perdeyi açıp gitmiş annem,” diye geçirdi. Odanın içi Mayıs güneşinin etkisiyle şimdiden kaynamıştı.

Bora yıllar önce iyi bir üniversitenin tıp fakültesine Türkiye derecesi yaparak girmişti. Fakülteyi bitirmesi biraz uzamıştı ama o bunu hiç sorun etmemişti. Hayat uzundu ne de olsa. Annesi ve babası da “Bora en iyisini bilir, neticede zeki ve çalışkan bir çocuk,” diye düşünüyorlardı. Okulu bilgisayar oyunları yüzünden iki yıl uzatmış olsa da neticede Tıp Fakültesi bitirmişti.

Mezun olduğu yaz ailesinin yanında, şirin bir kasabaya atanmıştı. Minik bir hastaneydi burası. Ayda altı kez yirmi dört saatlik nöbetler tutuyor, kalan günlerini ise evde geçiriyordu. İşinde sevilen, sohbeti tatlı biriydi. Fakat iş dışındaki en büyük tutkusu hâlâ bilgisayar oyunlarıydı. Neticede oyun arkadaşları da işi gücü, kariyeri olan farklı şehirlerden insanlardı. Bu oyunları oynarken kimseye bir zararları dokunmuyordu; hepsi kendi hâlinde insanlardı.

Ancak henüz 25 yaşında olmasına rağmen, iş günleri dışında sabah erken kalktığı hiç olmamıştı. O kadar genç bir yaşta olmasına rağmen hareketsiz yaşamı ve kendine özen göstermemesi, yaşından çok daha büyük görünmesine sebep oluyordu.

Neticede o kadar yıl çalışmış, iyi bir meslek sahibi olmuştu ve dinlenmek en doğal hakkıydı. Ancak insanın iş dışındaki tüm zamanını sadece ekran başında geçirmesi pek de sürdürülebilir değildi. Geceleri yaşadığı nefes düzensizlikleri ve sürekli yorgun hissetmesi; hareketsizliğin, dengesiz beslenmenin ve ne yazık ki gerçekçi olmayan bir yaşam tarzının sonuçlarıydı.

“Sen Bu Mesleği Severek Seçtin, Nedir Bu İhmalkârlık?”

Bir gün Bora’yı ziyarete gelen lise arkadaşı Hande, onu görünce epey şaşırdı.

 — Bora, sen hem doktorsun hem de kendini bu kadar ihmal etmişsin. Sen bu mesleği severek seçtin, nedir bu hâlin? Yaşından çok daha yorgun ve büyük görünüyorsun.

— Hande ya, öyle söyleme… Çok moralimi bozdun şimdi.

— Tabii ki bozulacak . Henüz 25 yaşındayız biz; enerjin, zindeliğin nerede? Bir baksana şu haline. Şimdiden emekli esnaf gibi görünüyorsun.

Bora gerçekten de kendine böyle bir ayna tutulmasına bozulmuştu. Ertesi sabah duş aldıktan sonra aynanın karşısına geçti. Yüzüne, duruşuna bakarken ne kadar formdan düştüğünü, o gençlik ışıltısını nasıl kaybettiğini fark etti. Yüzü asılmıştı astı. Nasıl bu hâle gelmişti ki?

O sırada kardeşi Eda seslendi

 — Günaydın Bora, erkencisin bugün! Yürüyüşe çıkıyorum, gelmek ister misin?

— Yürüyüş mü? Ne yürüyüşü sabah sabah kızım? Senin öyle bir ihtiyacın da yok, hayırdır?

— Aşk olsun! Sadece form tutmak için değil; zinde kalmak, sağlıklı olmak için yürüyorum. Bak, sabah yürüyünce günüm çok daha güzel geçiyor. Çıkıyorum ben, geliyor musun?

— Tamam, dur, bekle geliyorum.

Aklından Çıkmayan O Soru: “Bu Hâl Sana Yakışıyor mu?”

Bora o gün kardeşiyle bir saate yakın yürüdü. Baharın tüm güzelliği bahçelere, ağaçlara yansımış; çiçek kokuları ve kuş cıvıltıları fındıklı yolu kaplamıştı. O gün içinde tarif edilemez bir enerji ve keyif hissetti. Yine de Hande’nin sözleri aklından bir türlü çıkmıyordu:

“Yakışıyor mu sana bu kendini salmış hal?”

Evet, bu zamana kadar sadece çok çalışmasını, iyi bir üniversite kazanıp iş sahibi olmasını kendisi için yeterli görmüştü. Uzun zamandır ertelediği sağlık konusu şimdi onu epey üzüyordu.

“Evet, bu hâl bana yakışmıyor. Nasıl da farkına varmamışım bunca yıl… Sabah yürüyüşleri için erken kalkmam lazım. O zaman saatlerce bilgisayar başında oturmak bana göre değil. En iyisi ne yiyip içtiğime dikkat edeyim, biraz sağlık yayınları okuyayım. Kendime bir hedef belirlemeliyim! Faruk evlenecek, bizimkilerle temmuzda Antalya’daki düğünde buluşacağız. Hande beni düğünde görünce bu değişimime şaşırmalı,” diye geçirdi içinden.

Eline uzun zamandır okumaya niyetlendiği ama bir türlü başlayamadığı kitabı aldı. “Peki, şimdiye kadar kendi sağlığım ve bedenim niçin hiç aklıma gelmedi?” diye düşünürken şu satırlarla karşılaştı:

“Çünkü istekleri hep aşırılık boyutundaydı ve gerçeği bu hâldeyken algılayamazdı. İşte bağımlılık durumu tam da buydu. İnsanın yoğun isteklerine karşı kendi zihninde inşa ettiği gerçeklikten uzak düşünceler…”

“BORA BU HALİN NE?” için 3 yanıt

  1. Sgrm avatarı
    Sgrm

    yoğun isteğin gerçeğin önüne geçmesi… İnsan artık olanı değil, görmek istediğini görmeye başlıyor. Özgürleşmek bunu fark etmekle başlıyor.

    Loading spinner
  2. Md avatarı
    Md

    İnsanın yanında iyi ki onu uyaran dostlar var. Bizim göremediğimiz daha iyi olmamızın önündeki engelleri kaldırmamızı kolaylaştırıyorlar.

    Loading spinner
  3. Htc avatarı
    Htc

    Bağımlılık farkına varması ne zor bir durum, etrafındakiler farkındayken de yaşadıkları ne komik görünüyor insanın 😌

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner