TOHUMSUZ MEVSİM

Cemil Bey, uyanır uyanmaz televizyonun karşısına geçip kumandayı eline almıştı. Biraz haberlere baktı, sarmadı; biraz gündüz kuşağına göz attı, olmadı… O kanal, bu kanal derken sonunda telefonuna sarıldı. Şimdi sessiz odayı hem televizyondan hem de telefondan yükselen videoların karmaşık gürültüsü kaplamıştı. Yan odadan söylene söylene gelen Cemile Hanım “Sabah sabah ne oluyor? Bir de sesini sonuna kadar açmışsın!” diyerek sitem etti.

Cemil Bey, sesin bu kadar açık olduğunun farkında bile değildi. Aslında farkında olmadığı daha pek çok şey vardı. Emekliye ayrıldığından beri kendine oyalanacak bir uğraş bulamamıştı. Öğleye doğru uyanıyor, kahvaltısını yapıyor, birkaç saatini ekran başında öldürüyordu. Vakit ilerleyince öylesine bir çarşı pazar geziyor, sonra yine eve dönüyordu.

Yemek yemeyi çok seven Cemil Bey için eve dönmek demek, sadece akşam yemeği demek değildi. Yemeğin ardından kuruyemişler, sonra meyve saati; ilerleyen saatlerde ise mutlaka çikolatalar, kekler ve bisküviler masaya gelmeliydi. Çok geç yattığı için gece yarısı tekrar acıktığını söyler, ekmek arası bir şeyler yemeden uyumazdı. Bu kadar hareketsiz kalarak rafine gıdalarla beslenmenin bedenine ne kadar zarar verdiğini hiç düşünmüyordu.

İnsan, kendisine bir uğraş bulamadığında, can sıkıntısını yönetemez ve abur cuburla, eğlendiricilerle oyalanmak ister.

Cemile Hanım eşini sık sık uyarırdı. “Sağlığından oluyorsun, dikkat et lütfen!” Cemil Bey ise her seferinde aynı cevabı verirdi. “Olsun hanım olsun, can boğazdan gelir!”

Cemil Bey, kendisine bir meşgale bulsa, bütün zamanını ekran karşısında ya da hareketsiz geçirmeyecekti. Arkadaşlarla yapılan düzenli buluşmalar, hobi bahçesindeki sebzeleriyle ilgilenmesi ona iyi gelecekti aslında. Bu vesileyle, “sonra okurum” diye bir kenara ayırdığı kitaplara başlayacaktı. Tek bir doğru adım, birbirini tetikleyen bir sürü olumlu davranışı beraberinde getirecekti. Hareket ettikçe canı daha az abur cubur isteyecekti.Belki de rafine şekerli gıdaları bıraksa, uykusunu alıp dinlenmiş bir şekilde uyanacaktı.

Cemile Hanım, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi ve kendisine faydalı uğraşlar bulmayı seven bir kadındı. Ancak ne zaman Cemil Bey ile konuşmaya çalışsa, sonu genelde tartışmayla biterdi. Cemil Bey’in sohbetleri artık hep aynı eksendeydi. “Oğlun bugün de aramadı, gördün mü?” ” Pazar günü gelmişti, aradan beş gün geçti, uğramadı bile.” ” Amcaoğlunun düğününü zamanında ben yaptım ama şimdi ‘ihtiyacın var mı’ diye sormuyor bile…”

Cemil Bey, en sevdiği insanlara karşı bile içten içe bir öfke biriktirmeye başladığının farkında değildi.

Zaman, bugüne doğru akan durdurulamaz bir süreçtir. İnsan buna engel olamaz; ancak bugün aldığı her karar, geleceğinin mimarıdır. Tıpkı Cemil Bey’in “dün” bir şey olmaz diyerek elini eteğini her şeyden çekmesi gibi… Zihnine yüklediği her kalitesiz video ve “küçücük paketlerden ne çıkar” diyerek tükettiği paketli gıdalar, bugününü inşa etmişti.

İnsanın bugün yaşadığı her şey, dünkü seçimlerinin bir sonucu değil midir zaten? Cemil Bey’in hayatında başlattığı durağanlık, bugünkü mutsuzluğunun asıl sebebiydi.

Cemile Hanım kendi kendine düşündü; bu adam eskiden çalışkan, insan ilişkileri güçlü, herkesin akıl danıştığı biriydi. O zamanlar mutluluğu her halinden belli olurdu. Şimdiyse sevdiklerine kızdığı yetmiyormuş gibi trafikte bile herkese söyleniyordu. Birisi bir ikramda bulunsa ya da güzel bir söz söylese, altında hemen olumsuz bir niyet arıyordu.

Tohumsuz Mevsim Olmaz

Bu durum, tıpkı “tohumsuz bir mevsim” gibiydi. Üretmeden geçen bir dönem, boşa harcanmış zaman ve hiçbir çaba göstermeden beklenti içinde olmak… Toprak var, zaman var ama ekim yok; peki hasat nasıl olsun? İnsan da böyledir, büyük bir potansiyeli vardır ama çoğu zaman kendi gücünün farkında değildir.

“İnsan isterse tekrar toparlanabilir,” diye düşündü Cemile Hanım. İnsan hep sadece “şu an”da kaldığını sanır. Hâlbuki şu anki her davranışın, her düşüncenin ve her eylemin gelecekteki yansıması çok daha büyüktür. Çoğu zaman şöyle düşünürüz: “Ne olmuş yani, bir magazin programı izlememin kime ne zararı var?” ya da “İçiyorsam ben içiyorum, bir sigarayla ne olur?” Oysa verdiğimiz her tepki, hayat filmimizin bir sonraki karesini dizayn eder.

Küçük Hamlelerin Gücü

İflas eden bir insan, bir anda iflas etmedi. Alkolden kurtulamayan kişi, bir gecede bağımlı olmadı. Kimsesiz kaldığını söyleyen biri, bir anda yalnızlaşmadı… İnsana hata yaptıran şey, kendisinin azla bozulduğunun farkına varamamasıdır. Böylelikle, azıcık olumsuzluğu zararsız görür.

Unutmamak gerekir ki “insan bir günde bozulmaz ama bir günde de toparlanamaz”. Ancak bugünkü o küçücük, kararlı bir sakınma insanı ileride herkesin imreneceği o güçlü iradeye ulaştırır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner